Makaleler

» SORU NEDEN SORULUR?

SORU NEDEN SORULUR?

Kategori: Kişisel Gelişim | Yazan: Merve Başar | 0 Yorum | 1369 Okunma | 16 Mayıs 2007 23:05:03




 

SORU NEDEN SORULUR?

 

Soru soran beş dakikalığına budaladır,
sormayan ise sonsuza dek budala kalır.
Çin Atasözü

 

Sahi, neden soru sorarız? Yanıt çok basit görünür ilk bakışta. Basit göründüğü için de kuşkuya düşürür, düşündürür bizi. “Elbette öğrenmek için” diyecekken, duraksayıveririz. Bir şüphe sorusu takılır aklımıza: “Soruları gerçekten de bilmediğimiz bir şeyi öğrenmek için mi sorarız her zaman?”

 

Konuşmalara, sohbetlere renk, heyecan, espri katmak için sorulan sorular konumuzun dışında. Burada, gerçek “öğrenme ortamlarında” sorulan, ancak aslında “öğrenmek için sorulmayan” sorulardan söz edeceğiz.

 

Bilmece gibi, değil mi? Oysa çok açık:

 

Bir konferansta ya da bir paneldesiniz. Konuşmanın ya da tartışmanın sonunda genellikle bir soru-cevap bölümü olur. Konuşmacılar merakla soruları beklerler. Acaba anlattıkları iyi anlaşıldı mı? Yeni tartışmalara kapı açacak özgün sorular sorulacak mı? Hatta kendilerini zorlayacak, terletecek ilginç sorular olacak mı?

 

Çoğu kez tam bir hayal kırıklığı yaşanır. Neden mi? Çünkü soruların büyük bir çoğunluğu aşağıdaki kategorilerden birine girer:

 

  • Bilgi sergileme ve onay talep etme amaçlı sorular
    Bunlar, soranın yalnızca kendi bilgisini sergilemek, kendi görüş ve yorumlarını açıklamak amacıyla sorduğu, hatta belki de bir otoriteden onay beklentisiyle dile getirdiği, sonuçta kimseye bir şey katmayıp sadece soranın kendisini tatmin etmesine yarayan sorulardır.

    Örnek: “Biliyorsunuz Türk ekonomisi son zamanlarda istikrara kavuşmuş gibi görünmekle birlikte bu yalnızca IMF’nin iktidarla birlikte propagandasını yaparak abarttığı yüzeysel bir iyileşme. Yaklaşan seçimlerin de baskısıyla seçmenleri yanıltmak amacıyla kurlardaki geçici denge, düşme eğilimi gösteren enflasyon ve artan ihracat gibi unsurlar öne çıkarılarak, yeni bir krizi tetikleyecek boyutlara ulaşan cari açık gözlerden gizlenmeye çalışılıyor. Sizce böyle bir ortamda olası bir kriz daha ne kadar geciktirilebilir? Kralın çıplak olduğunu söylemek için neden hâlâ bekliyoruz?”

     

      Bu tür bir soruyu, bilgi edinmek isteyen biri sormuş olabilir mi? Karşısında bekleyen,        konusunun uzmanı, deneyimli, birikimli insana kendi bilgi ve görüşlerini teşhir etme çabasının           ne gereği var? Orada bulunanlara alttan alta bir böbürlenmeyle, “Hey, bakın neler biliyorum, konuşmacı da beni onaylıyor işte” mesajını vermekten öte ne anlamı var?

 

  • Soru sorulanı bozma ya da aşağılama amaçlı sorular
    Bunun bir örneğini bir okul arkadaşımdan dinlemiştim. ODTÜ İşletme Bölümü’nde bir gün, değerli hocamız merhum Prof. Dr. Muhan Soysal, öğrencilerle sohbet etmesi için Vehbi Koç’u bir derslerine davet etmiş. Geleceğin yöneticilerinin, bu efsane işadamından öğrenebilecekleri birşeylerin olabileceğini düşünerek...

    Bu amaçla öğrencilerin soru sormasını istemiş. Öğrencilerden biri klasik gibi görünen şu soruyu sormuş: “Başarınızı neye borçlusunuz?” Koç, alçak gönüllülükle yanıt vermiş: “Çok çalışmama, aileme bağlı ve inançlı bir insan olmama.” Geçmiş zaman, kelimeler bire bir aynı olmayabilir ama genel hatlarıyla böyle demiş. Öğrenci o zaman, yüzünde biraz küstah ve küçümser bir gülümsemeyle konuşmuş: “Sanırım siz gerçek sırrınızı söylemiyorsunuz, çünkü bu özellikler bizim kapıcımızda da var ama o sizin kadar başarılı olamadı.”

    Bir an buz gibi bir hava esmiş. Yaşlı işadamı ise olgunlukla gülümsemiş. Herkesin bir Vehbi Koç olamayacağını söylememiş elbette. Soruyu soranın niyetinin sahiden öğrenmek olmadığını, sorunun ardında safça bir merak bulunmadığını bilecek kadar görmüş geçirmiş bir insanmış sonuçta.

    O dönemlerin tipik “kapitalizm, emperyalizm, sömürü” edebiyatına hiç girmeyelim. Sonuçta bu soruyu soranın amacı da, konuk işadamını ideolojik gerekçelerle “bozmak” ve ondan daha akıllı ve külyutmaz olduğunu göstermekti herhalde.

 

  • Sormuş olmak için sorulan sorular
    Bu soruları bazen ilk kategorideki sorulardan ayırmak güçtür. Çünkü hava atmak ya da onay almak için sorulan sorular da bir anlamda “sormuş olmak için sorulan sorular” türünden sayılabilir.

    Ama bunlar biraz farklıdır. Bazen, belki havadaki ağırlığı, uyuşukluğu dağıtmak ya da konuşmacıyı yalnızlığından kurtarmak niyetiyle, “sorulsa da sorulmasa da fark etmeyen” sorular sorulur. “Bu konudaki çabaların sürmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?” ya da “Sizce Ar-Ge faaliyetleri gerçekten önemli mi bu bağlamda?” gibi suya sabuna ve bilgiye pek dokunmayan sorulardır bunlar.

 

Sonuçta bunların tümü ve daha birçok soru, “fark yaratmayan sorular” kategorisine dahil. Yeni bir bilgiyi, ilginç bir açılımı, değişik bir bakış açısını tetikleyen sorular değil bunlar. Soruların “öncesi” ve “sonrası” arasında hiçbir gerçek fark yok. Konuşmacının yaşadığı hayal kırıklığı ve sıkıntı, dinleyicilerin giderek artan sabırsızlığı dışında... Tabii bazı olağanüstü konuşmacıların bu tür sorulardan bile mucize yanıtlar yaratabildiğini de kabul etmek gerek.

 

Belki de herhangi bir ortamda soru sormaya niyetlenen herkes, kendisine önce başka bir soru sormalı: “Ben bu soruyu neden soruyorum?

 

 

Yazar: Handan SARAÇ

Marjinal

 

 

 

 | Puan: 9,8 / 9 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Ana Sayfa   |   Hakkımızda   |   Eğitim Takvimi   |   Eğitimler   |   Sertifika programları   |   iletişim


BiYMED Eğitim ve Danışmanlık

Bozkurt Mah. Türkbey Sok. Şişli İstanbul
Tel : 0 212 230 90 09    www.biymed.com.tr   egitim@biymed.com

Biymed © 2005-2014 Tüm hakları saklıdır.