Eğitimlerimiz
Konuyla ilgili Diğer Eğitimler
ÇALIŞANLARIN YÖNETİME KATILMASINA KALİTE ve VERİMLİLİK AÇISINDAN YAKLAŞIM
Atilla
Filiz
Teknolojinin
kolay elde edilebilmesi , finans kurumlarının gelişmiş
olması işletmelerde insan unsurunun önemini giderek artırmıştır.
Kalite ve verimlilikte sadece teknoloji yada finansın yeterli olmadığı, insan öğesinin de en iyi değerlendirilmesi gereği,
bilgi, beceri ve yeteneklerinin geliştirilerek, yararının
artırılabileceği anlayışı benimsenmiştir.
İnsana verilen değer arttıkça işgücünün verimi,
yaptığı işin kalitesi ve işletme için yaptığı
özveriler de artmaktadır. Bu da insanların önemsendiği, görüşlerine
değer verildiği , beklentilerinin karşılandığı
bir yönetim anlayışı ile sağlanabilecektir. Bu yönetim
şekline katılmalı yönetim veya katılımcı yönetim
adı verilmektedir. Adından da anlaşılacağı
gibi iş görenlerin yönetime katılmasını ifade eder
Bu zaten pek çok işletmede bilerek yada alışılagelmiş
haliyle kısmen de olsa uygulanmaktadır. Zira yönetim hiyerarşik
de olsa yukarıdan aşağıya doğru paylaşılmaktadır.
Her kademedeki yönetici, kendisine bağlı çalışanı
yönetmekte ve yönlendirmektedir. Yönetime katılımdaki asıl
amaç kalite ve verimi artıran bir unsur olacağıdır.
Çalışanların yönetimle ilgili herhangi bir karar ve planın
hazırlanmasına katılması onu büyük bir istekle
benimsemelerini sağlar. Yönetimle beraber alınan kararları
kendi katkısı az da olsa kendisinin sayar ve başarıyla
uygulamaya çalışırlar.
Yönetime katılımın kurumlaşmış ve profesyonel yöneticilerin yönettiği işletmelerde uygulama şansı nın arttığını, fakat patron işverenlerin işin başında olduğu, orta ve küçük ölçekli işletme ve iş yerlerinde, fazla yaygın olmadığı yada olamadığı görülmektedir. Bunun başlıca nedeni “ben bilirim” veya “ben en iyisini yaparım” egosudur.
Yönetim kavram olarak: “Değişen çevrede sınırlı olan kaynakları kullanarak, organizasyon amaçlarına etkili ulaşmak için başkaları ile işbirliği yapmaktır. Bu iş birliğinde planlama, düzenleme, değerlendirme, denetleme gibi tanımlanabilen özellikler vardır.Bu işbirliği aynı zamanda karşılıklı etkileme sürecidir. İşletmelerin sahip ve yöneticileri insan olduğuna göre, işletmeler aslında bu insanların amaç ve hedeflerini gerçekleştirme aracından başka bir şey değildir.
YÖNETİME KATILIM KAVRAMLARI
Yönetime katılma, sınırları özel mülkiyetle çizilmiş bir alanda ortak sorunları çözerek emek verimliliğinin artırılması amacıyla ; çalışanlarla yöneticilerin işbirliği yapmalarını sağlayan mekanizmanın adıdır ( 1)
Daha esnek ve kapsamlı bir tanıma göre yönetime katılma, bir işletmede çalışanların temsilcileri aracılığı ile o işletmede alınan tüm kararlara söz ya da oy hakkı ile katılmalarıdır .
Yönetime katılma, temel olarak güç dengesinin kurulması ile sağlanmalıdır. Güç üst düzeyde ve dar bir çerçevede toplanırsa katılımdan söz etmek anlamsız olacaktır. Eğer güç örgüt bünyesinde çeşitli düzeylere yayılırsa yönetimin katılımcı olduğundan söz edilebilir. Çalışanların yönetim sürecini etkileyip değiştirebilecek nitelikte olmayan, göstermelik söz ya da oy haklarının olması onların gerçek manada yönetime katıldıklarını göstermez. Alt, orta ve üst kademede görevli bütün çalışanları yönetim sürecinde etkin kılan bir katılma, gerçek anlamda bir yönetime katılım olacaktır .
Yönetime katılma çalışmalarında katılımın düzeyi önemli yer tutmaktadır. Bu, ülkelerin gelişmişliği ile ilgili olduğu kadar, demokratik birikimleri ve şartların uygunluğuna bağlı olarak değişiklik göstermektedir.(2)
YÖNETİM TEORİLERİ
1-KLASİK YÖNETİM
Klasik yönetim teorisi örgütlerde insan unsuru dışındaki faktörler üzerinde durmuş, insanı ikinci plana itmiştir. Maddi ihtiyaçlarının karşılanması ile insanın öngörülen doğrultuda davranacağı varsayılmıştır. Bu yönü ile klasik teori, mekanik örgüt yapıları olarak adlandırılmıştır.(3) Makine-insan ilişkilerinde rasyonellik konuları üzerinde durulmuştur. İnsan unsuru ile ilgili faktörler modele dahil edilmemiş ve ayrıntılı olarak incelenmemiştir. Bu yaklaşım insanı kendine söyleneni yapan pasif bir unsur varsaymıştır. Klasik yönetim döneminde insana önem verilmediği gibi modelin bir parçası olarak düşünülmüştür. Kişisel sorunların işyerine yansımayacağı, işletme içinde geçirilen zaman ile işletme dışındaki yaşamın ayrı olduğu varsayılmıştır (4) Böyle bir ortamda çalışanın yönetime katılımının mümkün olmadığı görülmüştür.
2-NEOKLASİK YÖNETİM
Neoklasik dönemin özelliği, klasik dönemin eksik bıraktığı insan unsurunu incelemesidir.
Sadece yapı üzerinde duran klasik teorinin insan unsurunu pasif saymasına karşılık, neo- klasik teori bir örgüt yapısının etkinliğini belirleyen unsurun insan olduğunu göstermiştir. Klasik teorinin rasyonellik, iş, etkinlik ve düzen kavramlarına karşılık; güdüleme ( motivasyon) yönetime katılma, tatmin gibi ana kavramlar üzerinde durmuştur. Bu dönemdeki yöneticinin kendi duygu ve önyargılarından arınmış, insani, toplumsal olguları oldukları gibi görmesi öngörülmüştür..
Bu dönemde dikkati çeken; organizasyonun bir sosyal sistem olduğu ve insanın bu sistemin en önemli unsuru olduğunun ortaya konulmasıdır. Buna göre, yönetici amaçları ile işletme amaçlarını birleştiren, işletme amaçlarını her yöneticinin amaçları yapan, amaçlara bağlılığa, işletme ile bütünleşme ve kendi kendini yönetme ve denetleme imkanı veren yönetim sistemi katılımcı yönetimdir. Böyle bir yönetim biçiminde sistemin bütün bölümleri birbiri ile uyum içindedir. Bu uyum sistemin felsefesini yansıtır. Üstler astlara astlar da üstlerine tam bir güven içindedir.
3-MODERN YÖNETİM
Bu teori sistem ve duruma göre davranışı inceler. Sistem yaklaşımı, yönetim birimlerinin birbiri ile ilişkilerinin niteliğini inceler. Yönetim olaylarını başka olaylarla ve dış çevre şartlarıyla ilişkili olarak incelemektedir. Temelde bütünün amacını gerçekleştirmesi söz konusudur. Önemli olan bütündür, parçalar bütüne katkıda bulundukları ölçüde önemlidir. Ancak insan da bir alt sistem olarak sistemin ayrılmaz ve ihmal edilemeyecek önemli bir unsurudur (5) Örgüt yapısı iç ve dış koşullar arasındaki ilişkilere göre şekil alan bir yapı olarak görülmelidir. Değişik durumlar ve koşullar, yönetimde başarılı olmak için teknik ve davranışlar gerektirir. ‘En iyi’ durumdan duruma değişebilir. Durumsallık yaklaşımının üzerinde önemle durduğu bir koşul, örgütlerin içinde faaliyette bulundukları çevre ve teknolojidir. Her teknoloji türü için değişik bir örgüt yapısının uygun olduğu ortaya çıkmıştır
PLANLAMA VE YÖNETİME KATILIM
Yapılacak işlerin , işletmenin amaçları ve geleceğe ait tahminler çerçevesinde önceden saptanmasına planlama denir. Planlamayı başaramayanların başarısızlığı planladıkları bilinen bir gerçektir. Planlama genellikle üst yöneticilerin görevi gibi görünür. Oysa uygulamada işletmelerin alt basamaklarında da planlamaya ihtiyaç duyulur. Çalışanlar planın hazırlanmasına katılırsa onu istekle uygularlar, onu kendisinin sayar ve başarıyla uygulamaya çalışırlar.
DENETİM ve YÖNETİME KATILIM
Modern anlamda denetimin amacı planlara uyulup uyulmadığını saptamak olduğuna, göre plan yapılmaz ise denetim de olmayacaktır. Etkili ve verimli denetleme için önemli olan; görev yetki ve sorumlulukları kesin olarak saptayan bir örgütün kurulmuş olmasıdır. Yönetime katılma sürecinde kendi kendini kontrol kimliğine bürünen çalışanlar, denetleme işini aktifleştireceklerdir. Bilinçlenen çalışanlar sonuçlardaki sapmaları asgariye indirmek için çaba harcayacaklardır. Hemen her çalışanda doğasından gelen bir denetim duygusu vardır. İşlerin nasıl yönetileceği konusunda birlikte karar almak kadar, o işlerin nasıl gerçekleştiği üzerinde kontrol yetkisiyle de donatılan çalışan bu fonksiyonu yüklenmekten saygınlık ve doyum sağlayacaktır. ( 6).
SONUÇ
Yöneticiler, çalışanların amaç ve beklentileri ile işletmenin amaç ve beklentileri arasında uyum kurulmasını sağlamalı, çalışanların tüm yetenek ve becerilerini kullanarak işletme amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmalıdırlar
Katılımcı yönetim; katılanların çokluğu yönüyle grup tartışmaları ve sağlıklı çözüm yollarının tartışmalarla bulunmasını sağlaması bakımından önemlidir.
Yönetime katılımın uygulandığı işletmelerde kurum kimliği ve takım ruhunun geliştiği, maliyetlerin düştüğü, savurganlığın önlendiği, üretim kalitesinin ve çalışma arzusunun yükseldiği ve en önemlisi, Verimliliğin arttığı görülmektedir. Günümüzde, çalışanlar yalnızca ekonomik ve güvenlik güdüleri ile hareket etmiyorlar, aynı zamanda kendini gösterme, yeteneklerini kullanma ve başarılı olma güdüleri de çalışmalarında etkili olmaktadır.
İşletmelerde etkinlik, verimlilik ve kalite beklentileriyle de olsa çalışanlarla gücü paylaşma eğilimi doğmuştur. Bu gelişmeler katılımcı yönetim adı verilen bir yönetim anlayışının yaygınlaşmasını da sağlamıştır.
KAYNAKLAR
(1)-FİŞEK Kurthan, Yönetime Katılma, TODAİE Yayın no 158 , Ankara.1977, s. 45.
(2)- DİCLE Atilla ,Endüstriyel Demokrasi ve Yönetime Katılma, ODTÜ Yayını 1980, s.11
(3)-KOÇEL Tamer. İşletme Yöneticiliği, İ.Ü. İşl. Fak. Yayın No 205, İstanbul 1993, s. 112.
(4)-FİŞEK Kurthan, Yönetime Katılma, TODAİE Yayın no 158 , Ankara.1977,s. 21.
(5)-KOÇEL Tamer. İşletme Yöneticiliği, İ.Ü. İşl. Fak. Yayın No 205, İstanbul 1993, s..158.
(6)-SABUNCUOĞLU Zeyyat, Çalışma Psikolojisi U.Ü. Basımevi Bursa,1984, s.224.
|
Kategoriler |
|
|
Diğer |
Kişisel Gelişim |
-
Bilgi Formu
Yöneticilik ve Yönetim Becerileri Eğitimi



