|
Yaklaşık 16
yıldır sektörün içinden biri olarak yıllardır yurtdışındaki karayolu
haricindeki taşıma modellerine biraz da kıskançlıkla uzaktan bakarım.
Avrupa kıtasını baştan aşağı en ücra yerlere kadar saran demiryolu
ağlarını, çok akıllıca kullanılan iç su yollarını gördükçe bizim ülkemizde
neden bunlar yok sorusu üzerine yoğunlaşmaya başladım.
Gerçekte
ülkemizde durum nedir? Türk Denizciliğinin “Türkiye’nin üç tarafı
denizlerle çevrilidir” kalıplaşmış deyiminden ileri gidememesi için ne
gibi sebepler vardır. Bunların çok iyi incelenmesi ve birer birer ortadan
kaldırılması gereklidir. Hakikaten ülkemizin üç tarafının sularla çevrili
olması çok büyük bir avantajdır. Hatta bir saptama daha yaparsak dahili
ticaretin çok büyük bölümü denize yakın yerlerde gerçekleşmektedir.
Hammadde ve mamul akışları deniz kıyısı ya da yakını olan merkezler
üzerinden yapılmaktadır. Fakat gelin görün ki, İzmir’den İstanbul’a
gidecek malların deniz yolu ile taşınması hayali, mallar gemiye yüklenene
kadar sönmektedir. Kara nakliye navlunlarının düşük olması sebebi ile
dahili deniz taşımacılığında ilerleyebilmek mümkün olmamaktadır. Örneğin
İzmir’den İstanbul’a bir TIR malzemesi (24 ton dersek) USD 290 – 350
aralığında gitmektedir (yaz dönemi fiyatları ile). Yani ton başına USD 12 –
USD 14 pmt civarında “all in” dediğimiz bir rakam vardır. Elimizdeki 24
tonluk malzemeyi limana getirmek,limanda gemiye yüklemekle bile USD 7
harcıyoruz. Kaldı elimizde USD 5-7 pmt. Gemi için ödenen liman masrafları,
dahili taşımadaki yakıt fiyatları devreye girince iş hesap yapmaya değmez
şekilde baştan yok sayılmaktadır. Üzerine deniz nakliyenin belli bir
tonajı bir kerede yüklemek, hava şartlarından daha fazla etkilenmesi riski
vb. riskleri de eklenince iş iyice çıkmaza giriyor.
Yukarıdaki
örnekte rakamlar nizami olarak alınmıştır. Ülkemizdeki karayolu
taşımacılığının yarattığı trafik yoğunluğu, çevre kirliliği, kazaların
yanında bir de fazla tonaj ve vergilerin kontrolsüzlüğü sorunu
yaşanmaktadır. Biraz açarsak: Avrupa’daki toplam kara nakliye araç
sayısından fazla araç Türkiye’de bulunmaktadır. Her tür emtia hareketinde
öncelikle akla kara nakliyesi gelmektedir. Karayollarında her ne kadar
kanunlarla çerçevelenmiş düzenlemeler de olursa olsun; nakliyeciler bir
yolunu bulmakta ve fazla tonajlı araçların seyrine engel olunamamaktadır.
Uzun vadede bu nakliyeyi gerçekleştiren firmaya da zararlı olan bu yöntem
kısa dönmeli hesaplarda işi çok cazip fiyatlarla alma olanağı
sağladığından avantajlı gibi görünmektedir. Ayrıca piyasadaki araçlarda
kesilen şoför faturalarının ne kadarının resmileştirildiği de meçhuldur.
Bu iki durum her taşımasını nizami kurallarla gerçekleştiren kurumsal
firmaların iş kaybetmelerine yol açan haksız rekabet ortamını
hazırlamaktadır.
Yine gelelim
diğer taşıma modellerinden demiryollarına.Demiryollarımıza benim bildiğim
kadarı ile çok uzun yıllardır yeni hatlar eklenmemiş ve eskileri de
iyileştirilememiştir. Uygulamada transit sürelerde sıkıntıların yaşanması,
TCDD nin ağır bir kamu kuruluşu olarak çalışması, bir iki vagon yükleme
yapıldığında aktarma istasyonlarındaki katar değişikliği zorunlulukları
gibi sebepler kara nakliye modelinin demiryoluna üstün gelmesine
yol açmaktadır. Bugün ya çok fazla yükünüz olup bir katar yapabilecekseniz,
ya da çıkış ve varış noktalarının her ikisinin de istasyonlara yakın
olması halinde demiryolu ancak cazip hale gelebilmektedir.
Sonuç olarak
denizyolunun önemini çok iyi kavradığımız ve bunu hükümetlere bağlı
olmayan bir politika haline getireceğimiz zamana kadar sıkıntıların devam
edeceğini söyleyebilirim.
|