Verimlilik Artışları Ve Eğitimli - Yaratıcı İnsan Kaynakları İlişkisi

Verimlilik Artışları Ve Eğitimli - Yaratıcı İnsan Kaynakları İlişkisi

Verimlilik Artışları Ve Eğitimli - Yaratıcı İnsan Kaynakları İlişkisi

Prof.Dr.Hasan Gürak
hasmendi@gmail.com
http://www.hasmendi.net

Not: Bu çalışma Verimlilik Dergisi, MPM 'de, 2003-3 tarihinde yayınlanmıştır.

Giriş

İnsanların hem bireysel hem de toplumsal refah düzeyleri gün geçtikçe artıyor. Tarihsel süreç içinde incelendiğinde de toplumların yaşam standardının sürekli bir artış trendinde olduğunu görürüz. Bu refah artışı kimi dönemlerde yavaşlamış, kimi zaman savaşlar gibi tahrip edici etkenlerden olumsuz etkilenmiş, kimi zaman ise, özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra, hızlı  bir artış trendine girmiştir. Geçmişe dönüp bakacak olursak Bin Yıl önce yaşamış olan atalarımızın toplumsal ve bireysel refah düzeylerinin  onlardan 500 ya da 1,000 sene önce yaşamış olan atalarımızın refah düzeyinden çok farklı olmadığını görürüz. Ne de ülkeler arasında ki refah farkında günümüzde olduğu gibi büyük uçurumlar vardı. Günümüzde ise maalesef bir yandan bireysel refah eşitsizlikleri artarken bir yandan da ülkeler arası refah farkı gittikçe açılmaktadır. Ülkeler açısından bakıldığında bunun nedeninin toplumların tarihsel süreç içinde farklı verimlilik artış oranları göstermelerinden ve bu farklılıkların devam etmesinden kaynaklandığını görürüz.

Toplumların verimlilikleri, dolayısıyla refah düzeyleri, neden sürekli bir artış trendindedir ? Acaba bu verimlilik artışları nasıl olmaktadır ? Uzun ve kısa dönem arasında fark var mıdır?

Bu yazının ana hipotezi uzun dönem ekonomik büyümenin, diğer bir deyişle yaşam standardındaki iyileşmelerin, teknolojik yeniliklerden kaynaklanan verimlilik artışları olduğudur. Teknolojik yeniliklerin kaynağı ise insanın zihinsel emeğidir. Teknolojik yenilikler olmasaydı kaçınılmaz olarak bir müddet sonra Neoklasik modellerin öngördüğü “denge” ye ulaşılacak ve büyüme sona erecekti.

Yeni Teknolojiye Kimin İhtiyacı Var?

Teknolojik yenilikler gelişmiş ülkelerin firmaları için olduğu kadar gelişmekte olan ülkelerin  firmaları için de önem taşımaktadır. Ancak gelişmekte olan ülkelerdeki durum bazı farklılıklar arz etmektedir. Gelişmekte olan bir ülke firması için çoğu zaman teknolojik yenilik gelişmiş ülke firmalarınca bilinen ve hala kullanılmakta olan veya bir zamanlar kullanılmış olan bir teknoloji anlamına gelmektedir. Bu nedenle gelişmiş ülke firmaları için “yeni” teknoloji ne anlama geliyorsa, birçok gelişmekte olan ülke firması için de gelişmiş ülkelerde tanınan-bilinen ama henüz söz konusu ülke firmalarınca tanınmayan teknolojiler o anlama gelmektedir. Örneğin iletişim amaçlı uydu üretme teknolojisi gelişmekte olan ülke firmaları tarafından kullanılmaya başladığında "yeni" teknoloji olacaktır. Bu arada gelişmekte olan ülke firmalarınca hiç teknolojik katkılar yapılmıyor demek haksızlık olur. Fakat yapılan bu katkıların küresel anlamda çok marjinal oldukları ve teknolojik yeniliklerin aslan payının gelişmiş ülke firmalarınca gerçekleştirildiği bir gerçektir.

Küresel açıdan bakıldığında uzun dönemde yeni teknolojilerin, daha kısa dönemlerde ise gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferinin küresel ve bölgesel büyümenin en büyük ve güçlü motoru olduğunu ileri sürmek sanırım yanlış olmaz. Bu arada yeni teknolojilere gereksinim duymadan da bilinen teknolojileri kullanırken bazı önlemler alarak verimlilik artışları sağlamak mümkündür. Ama bu tür verimlilik artışlarının belli bir sınırı vardır. Buna örnek olarak işgücünü daha iyi eğitmek, vardiyalı çalışmak, işyeri sağlık-güvenlik koşullarını iyileştirmek gibi etkenler sayılabilir. Böylece teknolojik değişime gerek kalmadan fakat sınırlı ölçüde de olsa büyüme sağlanabilecektir.

Büyüme Nedir?

Bu yazıda büyüme kısaca “üretimden kaynaklanan katma değer artışı” olarak üretici firmalar (mikro ekonomi) açısından değerlendirilecektir. Bu tür artışlar kısa dönemde de olabilir, uzun dönemde de. Makro ekonomik politikalar/uygulamalar ancak firma düzeyinde verimlilik artışları sağlayan ortam ve olanak yaratabildikleri oranda başarılı olabilirler, dolayısıyla katkıları dolaylıdır. Bazen, Türkiye örneğinde sıkça görmeye alıştığımız gibi, makro ekonomik politikaların verimliliği arttırmak yerine sadece bazı kişi ve grupları zengin ettiğine tanık oluruz.  Bu nedenle mikro (firma) düzeyinde verimlilik artışları yaklaşımının ülke ekonomisindeki büyümeyi daha iyi ve sağlıklı anlamamıza yardımcı olacaktır.

Temel varsayımımız enflasyonsuz bir serbest rekabet ortamının, dolayısıyla rekabet edebilecek (katma değer yaratabilecek kapasitede) firmaların var olduğudur. Bu varsayım aynı zamanda kurumsal ve kültürel altyapının çağın gereklerine "uygun" bir seviyede olduğunu da öngörmektedir.

Hangi Kritere Göre Büyüme?

İşgücü açısından değerlendirildiğinde büyüme bir birim zamanda kişi başına veya çalışan kişi başına gerçekleşen katma değerde (VA) artış demektir. Kişi başı üretim artışı kriteri yanıltıcı olabilir. Ülke ekonomisi büyürken nüfus da büyüyorsa kişi başı üretim artışı bundan etkilenecek, genel olarak büyüme gerçekleşenden daha küçük görünecektir. Dönemsel veya ülkeler arası refahı kıyaslamada çok yararlı olan bu kavram yerine çalışan kişi başına bir birim zamanda gerçekleşen verimlilik artışı kriteri firma düzeyinde büyümeyi incelemede daha yararlı olacaktır.

Büyümeyi üretilen katma değerde artışlar çerçevesinde incelediğimize göre verimlilik artışı ölçümlerinde alternatif olarak bir birim zamanda harcanan bir birim sermayenin ürettiği katma değer kriteri de dikkate alınabilir. Zaten yatırımcı için de önemli olan yatırım olarak harcanan bir birim sermaye (K) karşılığında bir birim zamanda elde ettiği kâr oranıdır (r). Bu birim zamanda elde edilen kâr oranı ne kadar yüksekse yatırımcı da o kadar çok tatmin olacaktır. Dolayısıyla firma açısından önemli olan unsur katma değeri oluşturan unsurlardan biri olan kârın (p) kendisidir. üstelik bu yaklaşım konuya ideolojik açıdan yaklaşanların da işine gelecektir. Çünkü be durumda sermayenin verimliliği ölçülüyor gibi bir durum ortaya çıkacaktır. Ama bu yaklaşıma bir kaç açıdan ve çok haklı gerekçelerle itiraz etmek mümkündür.

Öncelikle, sermaye malları emek ve doğa gibi üretken değildirler fakat emeğin üretkenliğini (verimliliğini) arttırmak amacıyla emek tarafından doğal girdileri yeniden şekillendirmek suretiyle üretilmiş üretim araçlarıdırlar. Ayrıca, ideolojik çerçeve dışında sermaye mallarının verimliliği diye bir şey yoktur, olamaz da. Olsa olsa, Keynes’in yaptığı gibi, sermayenin marjinal etkinliğinden söz edilebilir ama bu farklı bir kavramdır. üretken olan insan ve doğadır. Üretkenliği arttıran unsur ise "zihinsel emektir".(Gürak,1993)

İkincisi, sermaye sahibini ilgilendiren elde ettiği kâr oranıdır (r), oysa ülke ekonomisi açısından önemli olan hem kâr (π) hem de ücretleri içeren katma değerin (VA=w*L + π) büyüklüğü, daha da önemlisi katma değerin büyüme hızıdır.

Üçüncüsü, katma değeri arttıran her tür girişim aynı zamanda çalışan kişi başına üretilen kâr oranını da arttıracaktır, cet.par. Diğer bir deyişle, kısa dönemde ücretler ve diğer girdilerin fiyatları sabit olduğundan (sıfır enflasyon varsayımı ve ücretlerin yeni toplu sözleşmeye kadar sabit olması nedenlerinden), katma değeri arttıran her verimlilik artışı katma değer içindeki kâr oranının artması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla katma değerdeki büyüme incelenirken kârlılıktaki büyümeyi de kolaylıkla izleyebiliriz.

Dördüncüsü, her türlü ticari üretim insanlar tarafından ve insanların tüketimi için gerçekleştirildiğine göre verimlilik artışlarını da insan gücü kriterine göre ölçüp, değerlendirmek kadar doğal bir şey olamaz.

Tarihsel Perspektif

1950’lerde Abramowitz, Solow, Denison gibi birçok iktisatçının yaptıkları araştırmalar sonucu büyümenin (verimlilik artışının) kaynağı olarak yeniden keşfedilen teknolojik yenilik kavramı iktisatçılar tarafından gittikçe artan oranda önem ve ilgi görmeye başladı. Teknoloji artık Neoklasik büyüme teorilerinin vazgeçilemez bir parçasıydı ve araştırmacılar bu etkeni göz ardı edemez olmuşlardı. Ancak, bu kadar önemsenmesine rağmen iktisat teorilerinde teknolojinin ayakları tam olarak yere basmayan bir yönü vardı; teknolojik değişim dışsal bir etken olarak yer almaktaydı. Tabiri caizse, teknoloji sanki ”gökten zembille” firmalara iniyor ve ekonomiye katkısını yapıyordu. Bir türlü Neoklasiklerin öngördüğü dengeye ulaşılamadığına göre sürekli olarak gökten zembille inmeye devam ediyor ve refah artışının sürekli olmasını sağlıyordu.

Teorideki yeni gelişmeler sonucu büyüme modellerinin geleneksel üç üretim faktörüne (emek, doğa ve sermaye) ilaveten iki önemli faktörü daha oluşmuştu; teknolojik değişim ve beşeri sermaye (zihinsel emek). Bazıları ise bunlara girişimci faktörünü de eklemeyi ihmal etmiyordu. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen hala önemli bir eksiklik vardı. Ne teknolojik değişim ne de beşeri sermaye büyüme modellerine içsel bir faktör olarak monte edilememişlerdi ve teknoloji gökten zembille inen bir faktör olmaya devam ediyordu.

İktisatçıların Neoklasik geleneğin etkisinde olanları (Lucas, Romer gibi) soyut matematiksel modeller çerçevesinde yeni (endojen) modeller üretmeye çalışırken, bir kısmı da  bu geleneğin dışında katkılarda bulunmaya, büyüme surecini açıklamaya çalışıyorlardı. (Bak. Silverberg-Soete, Eds. 1994) Elbetteki büyüme ile ilgilenen sadece iktisatçılar değiller. ünlü yönetim felsefecisi Peter Drucker veya Alvin Toffler gibi gelecek bilimciler de konuya ilgi duymakta ve katkıda bulunmaktaydılar. Iktisat kökenli olmayanların bazı ekonomik olguları bir çok iktisatçıdan daha iyi değerlendirebilme yeteneğine sahip olduğunu görürüz. Drucker bunlardan biridir. Drucker’a göre: “Refahın kaynağının özellikle beşeri bir şey olduğunu artık biliyoruz: Bilgi. Şayet bilgiyi, nasıl yapılacağını bildiğimiz işlere uygularsak, bunun adına “verimlilik” deriz. Şayet bilgiyi, yeni ve farklı işlere uygularsak, bunun adına “yenilikçilik” deriz.”(Drucker,1995,s.30) Diğer bir deyişle, bilgiden kaynaklanan  verimlilik artışı veya yenilik getiren teknolojik değişim refah artışının kaynağıdır. Bilginin kaynağı da insanın zihni yani beyni olduğuna göre, teknolojik değişimin, dolayısıyla verimliliğin kökenin, insanların zihinsel yeteneği ve kapasitesi kısacası bilgili ve yaratıcı insan gücüdür (eğitimli emektir) diyebiliriz. (Gürak,1993)

Gelecek bilimci Toffler’a göre de ülkelerin refah artışlarının kaynağında verimlilik artışları bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerin, “hem yaşama standardındaki hem de yaşam kalitesindeki bütün artışların temelinde bu patlama vardır. Harcanabilir gelirler ile satın alma gücündeki büyük artışı sağlayan da budur.” (Toffler,1995,s.99) Ancak, Toffler’ın söz ettiği verimlilik artışı, Drucker’ınkinden farklı olarak yenilikçiliği de içermektedir. Diğer bir deyişle, Toffler’ın verimlilik artışı sadece bilinenin daha ucuza üretimini değil fakat aynı zamanda tamamen yeni ürünler ve üretim araçlarının üretimini de kapsamaktadır.

Makro Verimlilik Artışı Kavramı

Ülke ekonomisinin yeni ürünler ve üretim yöntemleri sayesinde büyümesine, dolayısıyla yaşam standardında görülen artışlara “makro verimlilik artışı“ da denebilir. Makro verimlilik artışlarının en önemli ve belirgin özelliği sadece firmaların genel üretim kapasitelerindeki genel bir artışı değil, daha önce üretilmemiş yepyeni ürünleri ve üretim yöntemlerini de içermesidir. Böylece bir yandan toplam ürünlerin çeşidinde artış sağlanırken bir yandan da toplam çıktının değerinde, dolayısıyla yaşam standardında ve harcanabilir gelirlerde artış sağlanmaktadır.

Makro verimlilik artışlarının temeli de elbette mikro (firma) seviyesinde gerçekleşen verimlilik artışlarına dayanmaktadır. Bir firma üretmekte olduğu bir ürünü daha ucuza üretebilmeyi sağlayan yeni bir teknoloji geliştirdiğinde büyük bir olasılıkla üretimde hem miktar (kantitatif) hem de mali (finansal) açıdan bir artış sağlayacaktır. Ancak firmalar durmaksızın daha önce üretime sunulmamış yepyeni ürünler de piyasaya sürmekte ve bu yeni ürünler çoğu zaman yeni üretim yöntemleri ile üretilmektedirler. Bu durumda yeni yatırımlar sayesinde yeni iş alanları yaratılmakta, harcanabilir gelir artmakta ve genel yaşam standardı yükselmektedir.

Verimlilik Artışı Neden Amaçlanır ?

Firmalar neden verimlilik artışları peşindedirler sorusuna gelince; siyaset ve siyasetçilerden kolaylıkla etkilenme eğilimimde olan Kamu sektörüne ait üretim birimlerini ve kâr amacı gütmeyen gönüllü kuruluşların ve vakıfların faaliyetlerini bir tarafa bırakacak olursak, herkesin bildiği gibi ticari üretim özel sektör firmalarınca gerçekleştirilmektedir. Gene herkesin çok iyi bildiği gibi, bazı ders kitapları ve ideolojik yaklaşımlar farklı şeyler söylese de, ticari üretimin amacı kâr (p) elde etmek ve içinde bulunulan koşullara uygun olarak bu kârı en üst seviyeye çıkarmaktır. Durum böyle olunca firma için önemli olan şey bir birim yatırım karşılığı, bir birim zamanda elde edeceği kâr (p) veya kâr oranıdır (r=p/K).

Firma kâr oranını nasıl arttırır? sorusunun yanıtına gelince: kısa dönemde ücretler, işverenle yapılan toplu sözleşmeler ile belirlendiğinden, ayrıca tüm üretim girdilerinin ve rakip ürünlerin fiyatlarının sabit kaldığı varsayıldığından, hem kâr oranını arttırmak hem de rakip firmalara karşı avantaj elde edebilmek için yapılması gereken şey kısa ve uzun dönem stratejilerle verimliliği arttırmaktır. Uzun dönemdeki verimlilik artışları (büyüme) sadece teknolojik yeniliklerle sağlanabildiğinden rekabet gücünü kaybetmek istemeyen firmaların uzun dönemde mutlaka teknolojik yenilikler yapmaları gerekir. Aksi halde rakip firmalar teknolojik üstünlüğü ele geçirecek ve firma sistemin özünü oluşturan “yaratıcı yok edicilik” nedeniyle piyasadan çekilmek, yerini daha rekabetçi firmalara terk etmek zorunda kalacaktır.

Görüldüğü gibi bir firmanın öncelikli hedefi olan kâr maksimizasyonu ile ülkenin öncelikli hedefi olan toplam katma değerin maksimizasyonu farklı şeylerdir. Ancak firmalar verimlilik artışları vasıtasıyla maksimum kâr peşinde koşarken aynı zamanda toplam katma değerin de artmasını sağlarlar. Bu yeni yatırımlar vasıtasıyla daha fazla istihdam alanları yaratmak suretiyle hem toplam ücretlerin hem de kârların artması şeklinde gerçekleşebilir. Toplam ücretlerin toplam katma değer içindeki payının değişimi ise işçi-işveren arasında yapılan pazarlıklar sonucu belirlendiğini söylemiştik. Ancak ücretler, fiyatlar ve kâr oranları gibi esnek olmadığından verimlilik artışları sonucu kısa dönemde toplam katma değerin sermaye lehine, dolayısıyla ücret aleyhine değiştiğini görürüz. Ücretler aleyhine gibi görünen bu durum reel ücretlerin azaldığı anlamına gelmez, sadece toplam VA içinde ücretin oranının azaldığını gösterir.

Verimlilik Artış Ölçümü

Verimlilik artışlarını genel olarak iki kategoride inceleyebiliriz.

1-     Nicel (kantitatif) artış; ve

2-     (Katma) Değer artışı.

Kantitatif artış, üretimde kullanılan girdilerin miktarı ile elde edilen çıktının miktarı arasındaki teknolojik yenilikten kaynaklanan fiziksel artış oranını gösterir. Çıktı miktarını Q, eğitimli ve eğitimsiz emeği L, diğer girdileri Xi ve kullanılan toplam sermayeyi K olarak gösterecek olursak, tam kapasite üretim varsayımıyla üretim fonksiyonunu Q belirleyebiliriz.

            Q = f ( L, Xi)               i = 1,2,….., n                                      (eq. 1)

Bu eşitlikten yola çıkarak, toplam faktör verimliliğini (TFP)

            TFP =                                                                     (eq. 2)

herhangi bir girdinin, varsayalım X5’in, kısmi faktör verimliliği (PFP)

            PFP5 =                                                                            (eq.3)

ve emeğin verimliliğini (LP)

            LP =           birim zaman                                                     (eq. 4)

olarak göstermek mümkündür. Emek faktörünü diğer girdilerden farklı olarak gösterdik, çünkü emeğin hem üretim hem de tüketim aşamasında çok ayrıcalıklı bir yeri vardır ve sıradan bir girdi gibi değerlendirilmesi çok yanlış olur. Emek ayrıcalıklıdır çünkü ne insansız üretim yapmak mümkündür ne de üretilenleri tüketmek.

Kantitatif artış oranının girdiler ile çıktılar arasındaki fiziksel ilişkiyi gösterdiğini belirtmiştik. örneğin bilinen bir ürünü (Q), daha az birim girdi (X) kullanarak aynı miktarda ürün;

            Xt+1 < Xt          ;           Qt+1=Qt

veya aynı birim girdileri kullanarak daha çok miktarda ürün;

Xt+1 = Xt          ;           Qt+1 > Qt

veya bir yandan kullanılan girdi miktarını azaltırken bir yandan da çıktı miktarını  arttırdığımızda;

Xt+1 < Xt             ;               Qt+1 > Qt

kullanılan bir birim girdi başına fiziksel verimlilik artacaktır. Her üç durumda da verimlilik artışı bilinen bir ürünü daha az fiziksel birim girdi ile üretmemize olanak sağlayacaktır. Girdiler (Xi) yerine işgücünü (L) kullandığımızda da aynı sonuçlar geçerli olacaktır.

Ancak, (eq.3) ve (eq.4) bize verimlilikle ilgili kesin bilgi verirken (eq.2) için aynı şeyi söylemek pek olası değildir. Bunu örnekle açıklayacak olursak, (eq.4) bize bir birim işgücünün ürettiği ürün ile olan miktar ilişkisini, yani bir birim işgücü karşılığı ne kadar fiziksel çıktı üretildiğini göstermektedir ve bir ölçüm sorunu olmayacaktır. Veya (eq.3)’e baktığımız zaman emek dışındaki bir girdi ile çıktı  arasındaki fiziksel ilişkiyi görürüz ve burada da ölçümde bir sorun olmayacaktır. Varsayalım enerji girdisi ile fiziksel çıktı arasındaki ilişkiyi irdeliyoruz ve kullanılan yeni teknoloji sayesinde aynı çıktıyı 100 KW enerji yerine 80 KW enerji (X5) ile üretmek mümkün olsun. Sonuçta bir birim enerji ile ne kadar miktar daha fazla çıktı elde edebileceğimizi (dQ/dX5) kolaylıkla ölçebiliriz, cet. par.  Ancak girdi sayısı arttıkça bazı sorunlar kaçınılmaz olacaktır. örneğin, yeni teknoloji sayesinde 20 KW daha az enerji ve 10 işçi daha az gerekli dediğimiz zaman girdi-çıktı ilişkisini kantitatif olarak (dQ/dX5;dL) nasıl değerlendireceğiz ?

Aynı sorun TFP ölçümü için de geçerlidir. Tüm girdilerin miktarındaki değişim ile çıktı miktarındaki değişim arasındaki ilişkiyi hangi yöntemle sağlıklı bir şekilde ölçmek mümkün olabilir? Bu tip bir sorunu aşmanın bir yolu eşitliğin pay kısmını miktar (Q) olarak kullanmaya devam ederken payda kısmındaki değişkenleri miktar yerine parasal değer olarak kullanmaktır. Diğer bir deyişle, üretimde kullanılan parasal sermaye ile fiziksel çıktı arasındaki ilişkiyi ölçmek. Fakat bu sefer de gerçek anlamda kantitatif bir ölçüm yapmamış olacağız.

Görüldüğü gibi emeğe veya herhangi bir girdiye göre verimliliği fiziksel oran olarak ölçmekte pek bir sorunla karşılaşılmazken, iki veya daha fazla girdi miktarı söz konusu olduğu zaman kantitatif ölçüm yapabilmek zorlaşmaktadır. Fiziksel miktarlar yerine değer kavramının (VA) kullanılması ise bu sorunu aşmamızı sağlayacaktır.

Yeni Ürünler

Ekonomide sadece bilinen ürünleri daha ucuza üretmeye yönelik yenilikler olmaz demiştik. özellikle çağımızda sürekli olarak yeni ürünler piyasaya çıkmakta ve bunları üretebilmek için de yeni üretim yöntemleri geliştirilmektedirler. Bu tür tam anlamıyla yeni ürün ve üretim yöntemlerini miktar (kantitatif) olarak kıyaslayabileceğimiz önceki örnekleri olmadığına göre bunların refaha katkısını kantitatif oran artışı ile ölçmek olanaksızdır. Bu nedenle yenilikler içeren böyle durumlarda verimlilik artışını katma değer (VA) kriterine göre ölçmek daha akılcı ve yararlı olacaktır. Verimlilik artışlarını değer açısından incelemek için yukarda verdiğimiz eşitliklerdeki miktarları piyasa fiyatlarıyla çarpmak yeterli olacaktır. Böylece yaratılan katma değerin büyüklüğünü ve girdilerin değerlerini kolayca hesaplayabiliriz.

Değerin kriter olarak kullanıldığı verimlilik artışlarının, kantitatif verimliliği kriter olarak alan yöntemlere göre bir çok avantajları vardır. Ancak değere dayalı verimlilik ölçümleri de dikensiz gül bahçeleri değildir. Enflasyon ve devalüasyonla ilişkili sorunlar dışında akla gelen ilk soru hangi tür değer değişimi ölçümünün verimlilik acısından daha gerçekçi bilgi sağlayacağı yönündedir, TFP’mi, PFP’mi yoksa LWP’mi ?

Verimlilik (productivity) kavramı bazen ekonomik etkinlik (economic efficiency), teknik etkinlik (technical efficiency) ve kârlılık (profitability) kavramları ile karıştırılmaktadır. Her dört kavram da birbiriyle ilişkili ve etkileşim içinde olmasına karşın bazı farklılıklar da vardır.(Bak. Tablo:1) Ekonomik etkinlik (EE) satışlardan elde edilen toplam gelir (TR) ile üretim maliyetleri arasındaki oransal finansal ilişkiyi gösterir. Teknolojik boyutu yoktur ve parasal bir olgudur.

Girdilerin veya çıktıların fiyatlarındaki herhangi bir değişim doğal olarak ekonomik etkinliği etkileyecektir. örneğin herhangi bir nedenden dolayı çıktıların fiyatlarının (pj) artması veya girdilerin fiyatlarının (pi) düşmesi, cet. par., ekonomik etkinliğin artmasına neden olacaktır. Aksi durumda ise ekonomik etkinlik azalacaktır. Girişimci, daha ucuz kredi temini, toptan girdi alışında sağlayacağı indirimler, piyasa talebinde ki konjonkturel dalgalanmalardan doğan fiyat değişimleri gibi teknolojik olmayan nedenlerden dolayı ekonomik etkinlik düzeyini etkileyebilir.

Tablo :1 Verimlilik, Etkinlik ve Kârlılık

 

Oransal  ilişkinin

niteliği

Teknolojik niteliği

Verimlilik

Parasal (VA) veya Kantitatif

TR / TC              Qs / Qi *

Uzun dönemde değişken.  Kısa dön. veri **

Ek. Etkinlik

Parasal

TR/TC

Veri teknoloji

Tekn. Etkinlik

Kantitatif

Q s / Qmax s

Veri Teknoloji

Kârlılık

Parasal

π / TC ; π / TR

Veri veya Değişken

 *   Q s : quantity supplied ; Q i quantity of inputs

**  Bak. Tablo: 3

Teknik etkinlik (TE) ise kapasite kullanım oranı ile ilişkili bir kavramdır. Kantitatif verimlilik artışı ile yakından ilişkili olmasına rağmen teknolojik açıdan yenilik içermez ve gerçekleşen üretim miktarı ile potansiyel maksimum çıktı arasındaki oransal ilişkiyi gösterir. EE gibi parasal bir olgu değil fakat fiziksel bir olgudur.

TE oranı bire eşit olduğu zaman (TE = 1) teknolojik açıdan elde edilmesi mümkün olan en üst seviyede çıktı elde ediliyor demektir. TE oranının birden küçük olması durumunda ise atıl kapasite olduğu anlaşılacaktır. Atıl kapasite oranı azaldıkça teknik etkinlikle birlikte verimlilik de artacak ve birim maliyetler düşecektir. Bu durumda ki verimlilik artışının nedeni teknolojik değişimden değil fakat kapasite kullanım oranındaki değişimdir.

Kârlılık veya kâr oranı (r) da parasal bir olgudur ve kâr ile toplam maliyet, toplam gelir veya aktifler arasındaki oransal ilişkidir. Kâr oranının uzun zaman içinde düşme trendinde olmamasının en önemli nedeni teknolojik yenilikler olmasına rağmen daha kısa dönemlerde girdi-çıktı fiyatlarındaki veya arz-talep miktarlarındaki dalgalanmalar gibi teknoloji dışı etkenler sonucunda da kâr oranı değişken bir trend izleyebilir. Yatırımcı için en önemli gösterge olan kâr oranı mümkün olan en üst seviyeye çıktığında hem verimlilik, hem ekonomik etkinlik, hem de teknik etkinlik en üst (maximum possible) seviyeye ulaşmış olacaktır. Diğerlerinin optimum seviyede olmaması durumunda ise kâr oranı pozitif olsa bile optimum seviyede olmayacaktır. Diğer bir deyişle, max r için max EE ve max TE  gereklidir.

Katma Değer artışına dayanan verimlilik artışı ölçümü ülkelerin genel refah düzeylerinin değişimini incelemede ve kıyaslamada kullanılan yararlı bir araçtır. ülke genelinde üretilen mal ve hizmetlerin değer olarak artışının “makro” verimlilik artışı olarak da tanımlanabileceğini belirtmiştik. Makro verimlilikteki değişim göstergeleri ülkeler arası veya ülke içi dönemsel kıyaslamalar yapmak için çok elverişlidir. Örnegin, kişi başı refah düzeyi  veya çalışan kişi başına ülke verimliliği  kriterlerini kullanarak bir ülkedeki ekonomik gelişmeyi veya ülkeler arası gelişmeleri kıyaslama yoluyla çok yararlı bilgiler edinmek mümkündür.

Ürün, Mal Ve Hizmet

Şimdiye kadar hep ürün sözcüğünü kullanmaya dikkat ettik. üründen kastedilen şey hem fiziksel taşınabilir nitelikli mallar (metalar) hem de fiziksel olmayan ve taşınamayan hizmetlerdir. iktisatla ilgili ders kitaplarında genel olarak üretilen ve tüketilen şeylerden söz edilirken mal ve hizmet ayrımı yapılmamaktadır. Ancak, iktisat teorilerini yakından incelediğimizde gerek fiyat teorisinde gerekse büyüme, dış ticaret teorilerinde söz konusu olan üretim hizmetler değil, malların üretimidir. Bu durumda ise teoriler Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH)’nın en büyük payını oluşturan hizmet üreten sektörleri ihmal etmiş hatta dışlamış olmaktadırlar.

Halbuki günümüzde çalışan insanların büyük bir çoğunluğu bir zamanlar önemsiz görülen hizmet üretimi sektöründe istihdam edilmekte ve mavi yakalı denen fiziksel üretim yapan tarım ve sanayi sektörü çalışanlarının sayısı gittikçe azalmaktadır. Marx’ın proletaryası gittikçe küçülmüş, Toffler’in deyimiyle kogniterya’ya (cogniteria) dönüşmüştür. (1992,s.90)  “1988’de üretilen bir mal için gerekli işçilik, adam/saat olarak 1973’te aynı miktar malı üretmek için gerekli olan işçiliğin sadece beşte ikisidir.” (Drucker,1995,s.8) Bunun temel nedeni ise zihinsel emekten kaynaklanan verimlilik artışlarıdır.

Hizmet sektöründeki verimlilik artışlarını fiziksel üretimde olduğu gibi ölçebilmek mümkün müdür ? Aynı kriterler uygulanabilir mi?

Hizmet sektöründeki verimlilik değişimini meta üretiminde olduğu gibi kantitatif olarak ölçmek imkansızdır denebilir. Teknolojik yeniliklerle birlikte üretilen hizmetlerin kalitesinin sürekli olarak artış trendinde olması ise ölçümü ve öncekilerle kıyaslamayı daha da zorlaştırmaktadır. Bir öğretmenin veya doktorun hizmet miktarını ve kalitesini hangi kritere göre ölçebilirsiniz ? Mutlaka bir ölçüm yapılacaksa herhalde en uygun kriter çalışılan birim zaman başına üretilen katma değer olacaktır. Ancak, gene de üretim araçlarının içerdiği kalite artışlarının etkilerini ölçebilmek çok zor hatta imkansız olacaktır. ülke içi katma değer miktarını ölçerken enflasyon faktörünü, ülkeler arası kıyaslama yaparken ise satın alma gücü paritesini dikkate almak gerekir.

Verimliliği   Nasıl  Arttırabiliriz ?

Uzun dönemde büyüme olgusunu incelediğimiz zaman sürekli büyümenin gerçek nedeninin teknolojik yeniliklerden kaynaklanan verimlilik artışları olduğunu görürüz. Yani üretilen yeni teknolojiler aracılığıyla yeni ürünler ve yeni üretim yöntemleri üreterek kişi başına tüketilen ürünlerin miktar, kalite ve çeşidi sürekli olarak artmakta, buna paralel olarak da bireylerin ve ülkelerin refahı artmaktadır. Dolayısıyla uzun dönem büyüme (refah artışı) için anahtar kavram teknolojik değişim veya yeniliklerdir.

Verimlilik artışını bazı durumlarda, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde, teknolojik değişim içermeyen fakat üretimde performansı arttırıcı yollarla da arttırmak mümkündür. Ancak teknolojik değişime dayanmayan ve veri (bilinen) teknolojileri daha etkin kullanmayı amaçlayan yollarla sağlanan bu tür verimlilik artışlarının her zaman bir üst sınırı vardır. Teknolojik değişimler olmasaydı salt performans artışına yönelik verimlilik artışlarıyla büyümenin sonucunda Neoklasik modellerin hayali statik dengesi kaçınılmaz son olacaktı.

Verimliliği arttırıcı önlemleri iki ana grupta inceleyebiliriz;

1.      teknolojik yenilik içeren; ve

2.      teknolojik yenilik içermeyen.

Birinci gruptakiler uzun dönemde bireysel ve toplumsal refah düzeyinin artışında tek etken olan teknolojik yenilikleri gerektirir. Bu vesileyle ya bilinen ürünlerin üretim yöntemlerinde bir değişim olmaktadır, ya da yeni ürünler üretilmektedir. Teknolojik yenilik içermeyen önlemlerle verimliliği arttırmanın, sınırlı bir etkisi de olsa, burada bahsedilmeyenler de dahil bir çok yolu, yordamı vardır. Örneğin kredi politikası, gelirin yeniden dağılımı, ihracatın teşviki, tarım politikası, vs. Burada ise bu saydıklarımızın dışında ama kesinlikle daha az önemli olmayan diğer bazı yöntemlerin üstünde duracağız. Şimdi teknolojik değişim içerenler de dahil olmak üzere verimlilik artışı sağlayan ve  aklımıza ilk gelen 11 (onbir) yöntemi sırasıyla inceleyelim. Bunların ilk ikisi yeni teknoloji üretimi gerektiren, geri kalan dokuzu ise yeni teknoloji gerektirmeyen yöntemlerdir

1- Yeni üretim yöntemi (Yeni Teknoloji)

Teknolojik değişim içeren yeni bir üretim yöntemi sayesinde bildiğimiz bir ürünün üretiminde nasıl verimlilik artışı, dolayısıyla da katma değer ve kârlılıkta artış sağlandığını bir örnekle açıklamaya çalışalım. Varsayalım bir işletme otomobil lastiği üretiyor ve emek (L) dışında Xi adet girdi kullanıyor ve üretim fonksiyonu;

q = f (L, Xi )                           i  = 1,2,….., n 

Varsayalım bu firma yeni bir teknoloji uygulayarak X5 girdisinden daha az kullanarak aynı miktarda çıktıyı elde edebiliyor. Tüm girdi ve çıktı fiyatları ile talebin ve ücret düzeyinin değişmediğini varsayarsak ve t zamanı, TC toplam maliyeti gösterecek olursa yeni girdi-tasarruf eden (input-saving) teknoloji sayesinde;

                        q t+1 = q t

fakat

TC t+1 <  TCt  

olacaktır. Toplam üretilen miktarda bir değişiklik olmamasına rağmen kullanılan girdide azalma olduğundan, kullanılan sermayeye (K) kıyasla katma değer (VA), toplam kâr (π) ve kâr oranı (r) artacaktır. Burada sermaye (K), emek dahil tüm girdiler için harcanan “parasal sermaye”dir ve işletme sermayesi ile makineler de dahil tüm girdiler için yapılan harcamaları kapsamaktadır. Diğer bir deyişle (K) toplam maliyetleri (TC) göstermektedir.

Ikinci olarak otomobil lastiğinin veri girdilerle çıktısını arttıran (output-increasing) bir teknolojik değişim olduğunu varsayalım. Yeni teknoloji sayesinde emek dahil kullanılan tüm girdilerin miktarlarında bir değişiklik olmamakla birlikte, elde edilen çıktı miktarında bir artış olsun, cet.par. Bu durumda da üretilen miktardaki artışla birlikte gene kullanılan sermayeye göre katma değerin (VA), toplam kârın (π ) ve kâr oranının (r)  da arttığını gözlemleriz.

            q t+1 > q t     ;   VA t+1 > VA t     ;     TC t+1 =  TCt     ve     r t+1 > r t

Bir teknolojik yeniliğin getirdiği yeni üretim yöntemi (new production method), girdilerde tasarruf veya çıktıda artış sağladığı gibi aynı anda her ikisinin birden gerçekleşmesini de sağlayabilir. Yani bir yandan kullanılan girdilerde azalma gözlenirken bir yandan da daha çok çıktı elde edilebilir. Veya yeni teknoloji sadece kullanılan emek (işçi) miktar miktarında tasarruf edici olabilir. Tüm bu durumlarda ortaya çıkacak toplam çıktı (q) ile  kâr oranı (r), katma değer (VA= π +w*L), kısmi faktör verimliliği (PFP), toplam faktör verimliliği (TFP), emeğin ücret verimliliği (LWP) ilişkilerini Tablo: 2’de görebiliriz.

2- Yeni Ürünler ve Üretim Yöntemleri (Yeni Teknoloji)

Yeni teknolojik buluşlarla sürekli olarak yeni ürünler üretilmesi insanoğlunun yüz binlerce yıldır yaşantısına damgasını vuran ama sanayi devrimi sonrası ivme kazanan bir olgudur. Yeni buluşlar sayesinde tüketicilerin beğenisine sunulan ürünlerin hem miktarı, hem kalitesi hem de çeşitleri çoğalmış, bu vesile ile de bireysel ve toplumsal refah sürekli olarak artmıştır. Eğer yeni buluşlar olmasaydı günün birinde mevcut olan ürünlerin marjinal kullanım değerleri (faydaları) azalacağından ve tüketiciler doyuma ulaşacaklarından ve de kâr oranı azalacağından Neoklasik büyüme modellerince öngörülen statik dengeye er geç ulaşılacak ve sonrasında büyüme sadece nüfus artışına bağlı bir değişken olacaktı. Yeni yatırım diye bir şey olmayacak, yaşam standardı yükselmeyecek ve sadece amortisman amaçlı yatırımlar yapılacaktı.

Teknolojinin köklerinin “üretim için bilgi”de olduğunu ve insanoğlunun bilgi üretme kapasitesinin sınırsız olduğunu göz önüne aldığımızda teknolojik yeniliklerin, dolayısıyla büyümenin (refah artışının), en azından teorik olarak, bir üst sınırı olmadığını görürüz. insan beyni, fonksiyonlarını yitirmediği sürece yeni teknolojiler üretebilecek ve refah artacaktır.

Burada yeni ürünlerden kastedilen şey tamamen yeni bir ürün olduğu gibi (örneğin AIDS’e karşı bir aşı) bilinen bir ürünü daha farklı bir tasarım veya kalitede üretmeyi de içermektedir (örneğin bilgisayar teknolojisindeki yenilikler). Dolayısıyla, Microsoft firmasının Pentium III serisi işlemcileri, yeni supersonik uçaklar, dijital televizyonlar eskiden de bir şekilde var olmalarına rağmen artık yeni özelliklere ve/ya tasarıma sahip olduklarından yeni ürünler olarak değerlendirilmektedirler.

Yeni ürünler çoğu zaman yeni üretim yöntemlerini de beraberlerinde getirirler. Bu durumlarda hem ürüne hem de üretim yöntemine gelecek talep artışı yatırımların, dolayısıyla da toplumsal ve bireysel refahın daha hızlı artmasını sağlayacaktır.

Verimlilik artışının uzun dönemdeki en önemli hatta tek önemli etkeni olan teknolojik yeniliklerin hepsi değilse bile büyük çoğunluğu gelişmiş ülkelerin firmaları tarafından gerçekleştirilmektedir. Gelişmekte olan ülke ekonomilerinin teknolojik buluşlar açısından önemli bir rolünün olmamasının bir çok nedeni vardır. Bunların başında gelenler ise yeterli sayıda uygun (appropriate) insan kaynaklarının olmaması, uygun kurumsal ve sosyolojik altyapının bulunmaması, uygun teknolojik altyapının ve çevrenin olmaması, uygun finansal teşviklerin sağlanamaması, kısacası en yenilikçi ve dinamik sektörlerde küresel düzeyde rekabet edebilecek insan gücünün ve firmalarının çok az olmasıdır.

“Uygun” sözcüğünün altını özellikle çizdik çünkü Rusya, Ukrayna gibi bazı eski Sovyet Bloğu ülkelerinde teknik ve bilimsel açıdan eğitilmiş insan gücü sayısı ABD veya Almanya’dakinden nüfusa oranları bakımından daha yüksek olmasına rağmen mikro ve makro verimlilik bu ülkelerde çok daha düşüktür. Nedeni ise oralarda UYGUN kültürel ve kurumsal ortamın ve uluslararası rekabet edebilirlik seviyesindeki firmaların henüz tam olarak oluşmamış olmasıdır.

3-  Teknoloji Transferi  (Veri Teknoloji)

Gelişmekte olan ülkeler açısından, hatta küresel açıdan verimliliği (ekonomik büyümeyi) arttırmada çok önemli olan bir yöntem de teknoloji transferidir. Küreselleşme kavramının yaygın olarak kullanıldığı, sanayi ürünlerinin önemli bir kısmı için gümrük vergisi ve kotaların kaldırıldığı bir ekonomik konjonktürde patent-lisans anlaşmaları veya doğrudan yabancı yatırımlar aracılığıyla yeni teknolojiler üretmeye gerek duymadan da gelişmekte olan ülkelerin verimliliklerini ve yaşam standartlarını bugünkü seviyelerinin çok üstüne çıkarmak mümkündür. Teknoloji transferi bu amaç için çok yararlı bir yöntemdir.

Tablo : 2  Yeni Üretim Yönteminin (NPM) Çıktı (q), Katma Değer (VA) ve Kârlılığa  (r) Etkileri.

(tüm girdi ve çıktı fiyatları (pij), ücretler (w) ve faiz oranları (i) sabit)
 

Teknolojik Değ.

 

K- tasarruf ediyor

Çıktı’ya etkisi

Toplam VA

VA / PFP

VA / L

VA / LWP

q / L

VA / TFP

r  ve  π’de değisim

Girdi tas.  

Evet

q t+1 = q t

Emek tas.  

Evet

q t+1 = q t

Sabit

Çıktı arttıran

Evet

q t+1 > q t

Çıktı arttıran    L & Xi tas.

Evet

q t+1 > q t

Not: Tüm fiyatlar ve ücretler sabit, talebin ise üretimle aynı oranda arttığı varsayılmıştır.

PFP = VA / Xi * pi (emek haric)

TFP = VA / K   (emek dahil)

K = pi Xi + wL

VA = w*L + π  (faiz dahil)

                        π  = VA – w*L           veya     TR - TC

                         r = π / K
 

Alternatif olarak gelişmekte olan ülkeler teknoloji ithal etmek yerine kendi teknolojilerini kendileri üretmek isteyebilirler. Ancak bu bilinenin tekrar keşfi ve kaynakların israfı olacaktır. Zaten kıt olan beşeri, fiziksel, finansal ve doğal kaynakların sonucu belli olmayan böyle bir politika ile yönlendirilmesi pek rasyonel olmadığı gibi beklenen sonuçları da vermeyebilir. Bu nedenlerden dolayı gelişmekte olan ülkeler açısından en akılcı yol uygun teknolojileri, uygun kanallardan, uygun koşullarla transfer etmenin yollarını bulmaktır. (Gürak, 1993)

Teknoloji transfer etmenin iki ana yolu vardır;

a)      patent – lisans anlaşmaları, ve

b)      doğrudan yabancı yatırımlar (FDI).

Başka ülkelerden eğitim, konferanslar, dergiler, kitaplar hatta İnternet aracılığıyla bir çok bilgi ve veriler elde edilebilir. Kullanıma hazır mamul mallar (finished goods) bile bir çok bilginin (embodied technology) kazanılmasına yardımcı olabilirler. Ama bu kanallardan teknoloji transferi olanaklarının abartılmaması gerekir. Her şeyden önce entelektüel mülkiyet hakları (intellectual property rights) bu tür teknoloji transferinin önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir.

4- Yeniden Yapılanma – Üretimin Reorganizasyonu (Veri Teknoloji)

Yeni teknolojiye ihtiyaç duymadan da verimlilik artışı sağlamak mümkündür. Bunun en iyi örneklerinden biri ise Adam Smith tarafından ortaya konan iş bölümüne dayalı üretimin yeniden yapılanmasıdır. Bilindiği gibi Smith’in ünlü toplu iğne örneğinde bir kişinin bir çok işi birden yapması yerine tek işte uzmanlaşması durumunda kişi başı üretilen miktar teknolojik yeniliğe ihtiyaç duymadan artış gösterebilmektedir. Sonuç olarak iş bölümü sayesinde insanlar yaptıkları tek işe konsantre olmakta ve bu da verimliliğin artmasına neden olmaktadır.

insan kaynaklarının işbölümü vasıtasıyla daha etkin kullanımı yanı sıra üretimde, gerekli olduğu yerlerde, emek dışı girdi akış ve çıkışını yeniden düzenleyerek de verimlilik artışı sağlamak mümkündür. örneğin çok katlı bir binada her katta ayrı ayrı işlemlerin (örneğin kesim, dikim, paketleme gibi) yapılması yerine tek kat üzerinde yatay olarak aynı işlemlerin yeniden düzenlenmesinin verimlilik artışı sağlama olasılığı büyüktür. Veya bir ofiste evrak akışını hızlandırıcı masa ve/ya oda düzenlenmesine gidilmesi kullanılan zaman açısından tasarruf sağlayıp verimliliği arttırabilir. Sıfır stokla çalışıp, stok tutma maliyetlerini ortadan kaldıran yöntem de yeniden yapılanmanın bir başka çeşididir. Sonuçta gene, yeni teknolojiye gereksinim duymadan kişi başına veya toplam faktör verimliliği artmaktadır. Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür.

5- Kapasite Kullanımını Arttırmak  (Veri Teknoloji)

iktisat ders kitaplarındaki büyüme modelleri genel olarak tam kapasite ile üretim yapıldığını, yani maksimum teknik etkinlik ile çalışıldığını varsayarlar. Ne yazık ki gerçek ekonomilerde durum böyle değildir ve atıl kapasite sıradan bir olgudur. özellikle ekonomik kriz dönemlerinde atıl kapasitenin arttığına hatta büyük oranlara ulaştığına şahit oluruz. Gelişmekte olan ülkelerde ise atıl kapasite çok daha sık görülen ve sıradan bir ekonomik olgudur, özellikle de dış ticarette korumacılığı uzun dönem devam ettiren ülkelerde ciddi bir sorun olmaktadır.

Daha önce teknik etkinlik ile verimlilik kavramlarının ayrı anlamları olduklarını fakat birbirleriyle de ilişkili olduklarını belirtmiştik. Atıl kapasite özellikle gelişmekte olan ülke firmaları için aşina bir durum olduğundan ve tam kapasiteye yaklaştıkça üretim miktar ve değer olarak artacağından, verimliliği arttırmanın bir yolu da kapasite kullanım oranlarını ve böylece sabit fiziksel sermayenin teknik etkinliğini arttırmaktır. Gene gelişmekte olan ülkelerde tarım sektöründe toprak dahil üretimde kullanılan bir çok araç ve gerecin yeterince etkin kullanılmadığını gözlemlemek mümkündür. Toprağın ve de üretim araçlarının daha etkin kullanımlarının sağlanabilmesi halinde eldeki girdilerle hem toplam fiziksel çıktı miktarını hem de toplam katma değer miktarını, dolayısıyla kârlılığı arttırmak mümkün olacaktır.

6 - Vardiyalı Çalışma  (Veri Teknoloji)

Mevcut olan fiziksel üretim araç ve gereçlerini veya Neoklasik terminolojiye göre sermaye mallarını (capital goods), daha yoğun kullanarak, örneğin vardiyalı çalışmak suretiyle de kantitatif açıdan veya birim sermaye başına elde edilen Katma Değer artışı olarak verimliliği teknolojik yeniliğe gerek duymadan arttırmak mümkündür. Vardiyalı çalışma sonucu sabit maliyetlerde (FC) bir değişiklik olmamakla birlikte artan toplam çıktı miktarı ile birlikte birim sabit maliyetler (FC/q) azalma gösterecek ve bu durum kâr oranının (r) ve katma değerin (VA) artmasına neden olacaktır. Vardiyalı çalışma yapılabilmesi için sabit sermayenin teknolojisinin vardiyalı çalışmaya elverişli olması, yeterli miktarda yedek işgücün bulunması, girdi temininde sıkıntı olmaması ve yasal / sendikal engellerin bulunmaması gerekir. Bu arada talebin arza uyum sağlayacağını, ücret ve fiyatların da değişmediğini varsayıyoruz. Çalışan kişi başı üretilen çıktı miktarı değişmese (çalışan kişi başı verimlilik artışı olamasa) bile üretilen katma değerde (VA), kâr oranında (r), birim işgücü başı yaratılan toplam katma değerde (VA / L) ve toplam çıktıda (Q=q1+q2) önemli artışlar sağlanabilir.

7- Kaynakların Yeniden Dağılımı  (Veri Teknoloji)

Yeni teknolojiye gereksinim duymadan verimliliği arttırabilmenin bir yolu da üretimde kullanılan insan ve finans kaynaklarını daha yüksek katma değer üreten yatırım alanlarına kaydırmakla sağlanabilir. örneğin, Batı’nın zengin ülkelerindeki işgücü, gelişmekte olanlara kıyasla birim saat başına daha pahalı olduğundan tekstil, hazır giyim, gibi emek-yoğun sektörlerde yaratılan katma değer oranı teknoloji yoğun sektörlere göre göreceli olarak daha düşüktür. Buna karşılık iyi eğitilmiş insan gücü gerektiren ve teknoloji-yoğun iş kollarında, örneğin uçak ve gen teknolojisi gibi, gelişmiş ülke firmaları tekstil sektörüne kıyasla daha fazla katma değer üretebilir ve kârlılıklarını arttırabilirler ve öyle de olmaktadır.

Herhangi bir ülkede, gelişmiş veya gelişmekte olması önemli değil, firmaların A sektöründe B sektöründekine kıyasla birim sermaye başına daha fazla katma değer üretebilmeleri söz konusu ise beşeri ve fiziki kaynakların yeniden dağılımı sonucu verimlilik artışı sayesinde hem bireysel hem de toplumsal refah artışı sağlanabilir demektir. örneğin, Türkiye’nin refah seviyesi arttıkça işçilik ücretleri de artacağından belli bir zaman sonra tekstilde ve hazır giyimde rekabet edemez duruma gelecek ve elindeki beşeri, fiziki ve finansal kaynakları yeniden değerlendirmek, yeni alanlara kaydırmak zorunda kalacaktır.

8- Eğitim Ve Beceri Düzeyini Arttırmak  (Veri Teknoloji)

Genel eğitim ve teknik eğitimin düzeyi ile eğitim yıl sayısı arttıkça verimliliğin de olumlu etkilendiğini görürüz. Bunun nedeni daha iyi düzeyde eğitim almış kişilerin yeni şeyleri öğrenmeye, yeni üretim koşullarına uyum sağlamaya dolayısıyla da verimliliklerini arttırmaya daha yatkın olmalarıdır. Eğitim ile öğrenme kapasitesi dolayısıyla verimlilik artışı arasındaki ilişki iyi bilindiğinden gelişmiş ülkelerde eğitime büyük önem verilmektedir. Dokuz yıldan az eğitim gören insan hemen hemen hiç yokken gelişmekte olan ülkelerde hala nüfusun önemli bir kısmının doğru dürüst okuma yazma bilmediklerini görüyoruz. Gelişmiş ülkeler her zaman insan gücü eğitimi için şu veya bu şekilde kaynak bulmakta ve yeni beceriler –bilgiler kazandırmaya çalışılmaktadır. Örneğin İsveç’te özellikle işsizler için yeni bilgi ve beceri kazandırmaya yönelik kurslar sürekli olarak düzenlenmektedir. üretim için gerekli böylesine önemli bir kaynağı eğiten eğitimcilerin de yetenekli insanlardan oluşması için önlemler alınmakta, maddi ve manevi daha da uygun koşullar yaratılmaya çalışılmakta ve eğitim işi yetenekli kişiler için özendirilmektedir.

Genel ve beceri kazandırmaya yönelik eğitim ve öğretimin yeterli düzeyde olmaması verimlilik artışının gerçekleşmesinin önündeki en büyük engeldir. Sonuç olarak refah düzeyi daha yavaş artmakta, yaşam standardı arzu edilen seviyelere hedeflenenden daha geç ve zor çıkabilmektedir. örneğin, bilişim teknolojilerinden yeterince yararlanamayan insan kaynaklarının çağdaş bir enformasyon toplumu* bireyi olup bilişim teknolojisi kullanımı gerektiren alanlarda söz sahibi olması beklenemez.

9- İşyerinde Mesleki Eğitim ve Deneyim (Veri Teknoloji)

Resmi kanallardan (lise, üniversite gibi) alınan eğitimin suresi ve düzeyi arttıkça öğrenme kapasitesinin arttığını bir önceki bölümde belirtmiştik. Bu potansiyel öğrenme kapasitesinin kısa bir zamanda dinamiğe dönüştürülmesinin en etkin yolu iş yerinde, yapılacak işle ilgili kurum içi mesleki eğitimdir (on-the-job training). Çünkü hangi düzeyde resmi eğitim almış olursa olsun, dünyanın en prestijli resmi eğitim kurumundan diplomalı bile olsa, hiç kimse yeni bir işe başladığında tam randımanla performans gösteremez. Resmi eğitim kurumlarında (üniversiteler dahil) öğretilen bilgiler ile uygulamada gerekli olan bilgiler arasında bazen uçurumlar olduğu da bir gerçektir, özellikle de iktisat – işletme gibi yönetim bilimlerinde. Bu nedenlerden dolayı çalışılan işyerinin özgün koşullarına uygun firma içi eğitim çalışanlardan sağlanan faydanın dolayısıyla da verimliliğin artmasını sağlayacaktır. Üstünde önemle durulması gereken konu ise eğitimin belli bir zamanda elde edilen bilgi ve beceriler olmadığı, öğrenmenin hem kişiler hem de firmalar/kurumlar için yaşam boyu sürmesi gereken bir eylem olduğudur. Ancak sürekli öğrenerek çağdaş bir ‘Enformasyon Toplumu’ ve ‘Bilgili Toplum’ olmak mümkündür.

Deneyim (experience) ise zamana bağlı bir olgudur. Ne okulda öğrenilir ne de zaman içinde kendiliğinden oluşur. insanların yaptıkları işte çalışma yılları arttıkça, kişisel yetenekleri doğrultusunda deneyim zenginlikleri, dolayısıyla verimlilikleri artacaktır. Beş yıllık bir iş deneyimine sahip bir oto tamircisi, pazarlamacı, belediye zabıtası, mühendis, pilotun, sadece beş aylık deneyime sahip meslektaşlarına oranla doğal olarak daha verimli olmaları beklenecektir.

10- İşyeri Sağlık – Güvenlik Koşullarının İyileştirilmesi  (Veri Teknoloji)

Teknolojik değişim gerektirmeden verimliliği arttırmanın yollarından biri de işyerinin sağlık ve güvenlik ortamı ile ilişkilidir. örneğin, eğer iş yerinde olması gereken sağlık önlemleri alınmamışsa, çalışanlar daha sık rahatsızlanacaklar ve bu da iş saati / günü kaybına, dolayısıyla da üretimde miktar ve katma değer kaybına neden olacaktır. Aynı şekilde, bir iş yerinde yeterli koruyucu ve uyarıcı güvenlik önlemlerinin olmaması, bir çok gereksiz ve önlenebilir iş kazalarının olmasına neden olacak, dolayısıyla iş gücü kaybına ek olarak üretimde kullanılan girdiler de en azından belli bir süre kullanım dışı kalabilecektir. Sonuçta ise yitirilen üretimden ve katma değerden zarar görecek olanlar çalışan insanlar, firmalar ve ülke ekonomisi olacak, üretim ise potansiyelin altında gerçekleşecektir. Firma belki de üretime devam edebilmek için yeni ve geçici işgücü kiralayacak, böylece birim işgücü maliyetleri artacaktır. Artan her maliyet ise verimlilikte bir düşüş olmuş gibi etki yaparak kâr oranının ve kişi başına üretilen katma değerin azalmasına neden olacaktır.

Eğer işyerindeki güvenlik koşulları nedeniyle üretimde kullanılan fiziksel girdilerde bir hasar olursa, bu hem üretim seviyesinin düşmesine hem de bakım/tamir masraflarına neden olacaktır. Sonuçta gene kişi başı verimlilikte bir düşme olmuş gibi etki olacak ve kişi başına üretilen katma değer ve kârlılıkta düşme görülecektir.

11- İşletmede Demokrasi (Veri Teknoloji)

İşletmede demokrasi kavramını duyan bazı kişilerin aklına daha önceleri örneklerini gördüğümüz işçi temsilcilerinin yönetim kurulunda karar alma mekanizmasına katılımı gelecektir. Burada kastedilen daha farklı bir şeydir; çalışanların işletmelerin yönetimine katılımı yerine üretimin çeşitli aşamalarında üretim yöntemi (üretimin nasıl gerçekleştirileceği) ile ilgili alınacak kararlara aktif olarak katılımı ve verimlilik artışına yönelik doğrudan katkılarının sağlanması. Böylece, verimlilik artışları ile ilgili karşılaşılan sorunların aşılmasında hem çalışanların ilgi ve sorumlulukları artacak hem de daha fazla çözüm önerileri ortaya çıkacaktır. Bu durum ayrıca motivasyonun da artmasını sağlayacak, çalışanlar arası dayanışma artacak, israf azalacak, öz denetim sayesinde kalite artacaktır. Bunun sonucunda elde edilen verimlilik artışlarının reel ücretlere de bir şekilde yansıması kaçınılmaz olacaktır.

SONUÇ

Bu yazıda ülkelerin toplumsal ve bireysel refahlarını arttırmanın yolunun verimlilik artışından geçtiğini göstermeye çalıştık. Verimlilik artışı, arzu edilen sonuca göre oransal miktar artışı (kantitatif artış) veya oransal (katma) değer artışı olarak ele alınabilir. Ancak oransal miktar artışında özellikle yeni ürünlerin veya üretim yöntemlerinin sağladığı verimlilik artışlarının miktar olarak kıyaslamasını yapabilmek mümkün olmadığından bu durumlarda katma değer kriterine göre yapılacak verimlilik analizleri daha uygun bir yöntem olacaktır. Nitekim, verimliliği arttıran başlıca 11 aracın hepsinin ortak özelliği verimlilik artışı sonucu üretilen katma değerin (VA), toplam kârın (π), kâr oranının (r) ve katma değer içinde kârın payının artmasıdır, cet. par. (Bak. Tablo: 3) Diğer bir deyişle, harcanan bir birim sermaye karşılığı üretilen VA artmakta ve gelir pastası büyürken, gelir dağılımı kısa dönemde sermaye sahibi lehine değişmektedir. Bu durum piyasa ekonomisinin temel mantığı gereği böyle olmak zorundadır. Çünkü rekabet ve daha fazla kâr elde etmek arzusu girişimcileri sürekli olarak verimlilik artışları aramaya, yenilikler bulmaya zorlar. Bu, Marx ve Schumpeter’in sözünü ettiği “yaratıcı yıkıcılığın” doğal sonucudur.

Katma değerden pay alan diğer unsurlara gelince; faiz oranları (i) değişken olduğuna göre rantiye diye tanımlanan grubun gelir durumunu piyasa koşulları belirleyecektir. Devletin topladığı vergiler üretilen VA doğrultusunda değişeceğinden, verimlilik artışı vergi gelirlerinde artış anlamına gelecektir. Çalışanların aldıkları ücrete (w) gelince, çalışanlar genellikle yönetimle yapılan bireysel ve toplumsal (sendikalarla) anlaşmalarla belirlenen ücretleri aldıklarından, sözleşme süresi dolana kadar reel ücretler aynı kalacak, daha sonra ise yapılan pazarlığa göre belirlenecektir. Verimlilik artışları sonucu önceleri ücretin VA içindeki oranı düşecektir ama bu reel ücretin düştüğü anlamına gelmez. Sadece kısa dönemde gelir dağılımının sermaye sahibi lehine değiştiğinin göstergesidir. Uygulamada genel olarak sendikalarla yapılan pazarlıklar sonucu bir yandan reel ücretler (uzun dönemde) artarken diğer yandan da sendikaların pazarlık gücü oranında gelir dağılımındaki eşitsizlik çalışanlar lehine iyileşme gösterebilecektir.

Örneğin, verimlilik artışı öncesi VA = π + W  Þ 100 = 50+50 iken verimlilik artışı sonucu VA =110 (=60+50) olduğunu varsayalım. Sermaye sahibinin payı % 50’den % 54’e yükselecek ancak reel ücret (50 TL) değişmeyecektir. Sonrası ise sendikal pazarlıklara bağlı değişim gösterecktir.

Yukarda verimliliği arttırmanın en önemli 11 yolunu incelerken bunlardan bazılarının (3’ten 11’e kadar) yeni teknolojiler gerektirmediğini de gördük. Ancak bu yöntemlerle verimliliği arttırabilmenin her zaman için bir üst sınırı vardır. Eninde sonunda bu üst sınıra diğer bir deyişle Neoklasik modelin öngördüğü dengeye ulaşılır ve büyüme durur. Gerçekte ise zihinsel emekten kaynaklanan teknolojik değişimler vasıtasıyla verimlilik ve refah artışı, sonsuz bir süreçtir. Çünkü insanlar sürekli olarak yeni bilgiler (yeni teknolojiler) üretirler. Bilgi üretiminin bir üst sınırı olmadığına göre teknolojik değişimin ve verimlilik artışının da bir üst sınırı olamaz. Bu nedenle uzun dönemde verimlilik ve refah artışının tek kaynağı zihinsel emeğin ürünü olan teknolojik değişimlerdir denebilir.

ister kısa isterse uzun dönemde olsun sadece verimliliğin artmasını arzu etmek ve kalkınma planlarında sözel olarak öncelik vermekle verimlilik artışı sağlanamaz. Verimlilik artışının istikrarlı ve sürekli bir trend olabilmesi için bazı önkoşulların oluşması gerekir. Bunların başında eğitimli işgücü, uygun teknolojik, kurumsal  ve sosyo-ekonomik altyapı ve siyasal istikrar gereklidir. Hükümetlerin kısa ve uzun dönemlerdeki ekonomik, sosyal ve siyasal politikaları söz konusu önkoşulların oluşmasında ve gelişmesinde önemli etkenlerdir. Örneğin Rusya ve Ukrayna’da olduğu gibi iyi eğitilmiş işgücüne sahip ama kurumsal ve kültürel altyapıya ve rekabetçi firmalara sahip değilseniz hedeflenen sonuca ulaşmak pek kolay olmayacaktır.

Teknolojik değişimin kaynağının bilgi seviyesi ve bilgili insanlar olduğu herkes tarafından kabul edilmekle birlikte özellikle Neoklasik büyüme modellerinde işgücü, zihinsel emek (beşeri sermaye -human capital) ve teknoloji sanki birbirinden tamamen bağımsız üretim faktörleriymiş gibi ele alınmaktadırlar. İşgücü, zihinsel emek (beşeri sermaye) ve üretim için bilgi anlamına gelen teknoloji aslında aynı kökenden kaynaklanır; insanın yaratıcı gücü.  Eğitimsiz işgücünü eğitip bilgi ve beceri sahibi yaptığınız zaman Neoklasik terminolojiye göre beşeri sermaye elde edersiniz. Bu beşeri sermaye insanlığın sahip olduğu bilgilere yeni bilgiler ekleyerek yeni teknolojiler üretir. Bu yeni teknolojiler kimi zaman daha ucuz kimi zaman da daha kaliteli üretim yapma becerisi demektir. Kimi zaman ise bizim tüketimimize yepyeni ürünler sunar. Aslında hepsinin kökeni insanın emeğidir, özellikle zihinsel emeği. (Gürak, 1993) Sonuç olarak refah artışında temel etkenin insan kaynakları ve onun ürettiği ve kullandığı bilgi olduğunu görürüz. Bilginin mevcut miktarı verimlilik seviyesini etkilemede çok önemli bir unsur olmasına rağmen asıl önemli olan bilgili insandır.

Çünkü bilgiyi üreten "yaratıcı bilgili insan",  kullanan ise bilgili insandır.

Tablo: 3 Verimlilik artış nedenleri ve etkileri (ücret sabit), cet. par.

Yeni teknoloji

Değişimin türü

VA / K

VA / L

r

π /VA

W/VA

Evet

Yeni üretim yöntemi, aynı ürün

Evet

Yeni ürün ve/ya üretim yöntemi

*

*

*

*

*

Hayır

Teknoloji transferi

Hayır

üretimin yeniden yapılanması

Hayır

Kapasite kullanımını arttırmak

Hayır

Vardiyalı çalışma

Hayır

Kaynakların yeniden dağılımı

Hayır

Genel eğitim ve beceri kursları

Hayır

işyerinde eğitim ve deneyim

Hayır

işyeri sağlık- güvenlik ortamı

Hayır

İşletmede demokrasi

*  Kıyaslama yapacak önceki veriler olmamakla birlikte, girişimcilerin beklentileri okların gösterdiği yönde olacaktır.

KAYNAKLAR

Baumol, W.J. - McLennan, K.
(1985) (Eds.) Productivity Growth And US Competitiveness Oxford Uni. Press, New York.

Becker, G.S.
(1975) Human Capital. National Bureau of Economic Research, New York. Mc Graw-Hill Book Co., New York.

Bulutay, T.
(1972) İktisadi Büyüme Modelleri Üzerine Açıklamalar ve Eleştirmeler. Ankara Uni., SBF-yayınları, No:341

Crawford, R.
(1991) In the Era of Human Capital. Harper Business, New York

Drucker, P.F.
(1981) Toward The Next Economics Harper & Row Publ., New York.
(1993) Yeni Gerçekler İş Bankası Kültür Yayınları No: 315
(1995) Gelecek İçin Yönetim. (Managing For Future)İş Bankası Kültür Yayınları No: 327

Grossman, G.M.- Helpman, E.
(1991) Innovation and Growth. MIT-Press, Cambridge.

Gürak, H.
(1990) Transfer Of Technology Unpublished Licentiate Thesis, Uni. Of Lund, Sweden.
(1993) An Alternative Price Theory. Unpublished Docent Thesis,
(1999) Ülkelerin Refahının Kaynagı Nedir? Banka ve Ekonomik Yorumlar, Ocak-1999
(2000) Productive Knowledge (Taslak metin bitme aşamasında)

Hatipoğlu, Z.
(1993) Gelişme ve Türkiye İktisadı Beta Basım Yayın Dağıtım, İstanbul.

Lipsey, R.G.. et.al.
(1990) İktisat Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul.

Lucas, R.
(1988) On The Mechanics Of Economic Development. Journal Of Monetary Economics, July, 1988,342

Manisalı, E.
(1994) İktisada Giriş Der Yayınları, İstanbul.

Marshall, A.
(1961) Principle of Economics, Vol. 1 & 2 Macmillan And Co., London.

Mankiw, G.
(1995) The Growth of Nations Brookings Papers on Economic Activity The Brookings Institution, Sept. 1995

Parasız, İ.
(1996) İktisadın A,B,C'si. Ezgi Kitabevi, Bursa.

Ricardo, D.
(1990) On The Principles Of Political Economy And Taxation. Cambridge University Press.

Romer, P.M.
(1990) "Endogenous Technological Change" Journal Of Political Economy, Vol.98, October. (1993) "Economic Growth" in D.R. Henderson (Ed.) The Fortune Encyclopedia Of Economics, Time-Warner Books, New York. (1994) "Beyond Classical And Keynesian Macroeconomic Policy". Policy Options, July-August.

Schultz, T.W.
(1980) Investing in People. University of California Press

Schumpeter, J.A.
(1954) History of Economic Analysis. Oxford Uni. Press, New York.

---- " ----
(1959) The Theory Of Economic Development Harvard Uni. Press, Cambridge.

---- " ---- (1970) Capitalism, Socialism And Democracy. Unwin University Books, London.

Silverberg, G. - Soete, L.(Eds)
(1994) The Economics Of Growth And Technical Change. Edward Elgar Publ.

Smith, A.
(1976) An Inquiry Into The Nature And Causes Of The Wealth Of Nations, Vol. 1 & 2

Solow, R.M.
(1988) Growth Theory: an exposition. Oxford Uni. Press, New York.

Sowell, T.
(1974) Classical Economics Reconsidered. Princeton Uni. Press, Princeton, New Jersey.

Toffler, A.
(1992) Yeni Güçler - Yeni Şoklar (Powershift) Altin Kitaplar, Istanbul

Ulutan, B.
(1978) Iktisadi Doktrinler Tarihi. Ötüken Nesriyat, Istanbul.

Üstünel, B.
(1990) Makroekonomi Alfa Yayınevi, İstanbul


* İngilizcedeki ‘Information Society’ kavramı maalesef akademisyenler ve aydın kişiler tarafından yanlış anlamda tercüme edilip kullanılmakta ve aslında ‘Enformasyon Toplumu’ demek gerekirken ‘Bilgi Toplumu’ denmektedir. ‘Knowledge’  ve ‘Information’ dolayısıyla ‘Bilgi’ ve ‘Enformasyon’ benzer ama farklı kavramlardır. Bu yanlış kullanım aslında sanılandan daha büyük analiz ve yorum yanlışlarına neden olmaktadır.

Verimlilik Artışları Ve Eğitimli - Yaratıcı İnsan Kaynakları İlişkisile

Makale Başlıkları

 

Makale Listesi


2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20
Biymed Eğitim
Kurumsal Eğitimler
Tavsiye Edilen Eğitimler
Kurumsal Eğitimler
Satın Alma Eğitimi

Satınalma çalışanları, uzman, yönetici ve satınalma müdürlerinin katıldığı satınalma yönetimi ve teknikleri eğitimidir. Satınalma konusunda temel bilgileri 2 gün boyunca anlatılmaktadır.

Kurumsal Eğitimler
ileri Derece Satın Alma Yönetimi Eğitimi

Satınalma uzman, şef, yönetici ve müdürleri için ileri seviye satınalma eğitimidir. Satınalma yönetimi üzerine detaylı bilgiler verilmektedir. Tedarikçi ilişkileri, performans yönetimi, Satınalma bütçesi, müzakere teknikleri ve sözleşme yönetimi gibi konuları içerir.

Kurumsal Eğitimler
Yöneticilik Eğitimi

Yönetici, yönetici adayı, patron, yönetim kurulu üyelerinin katılacağı yöneticilik ve liderlik eğitimidir. Bir yöneticinin bilmesi gereken tüm konular (Liderlik, delegasyon, iletişim, zaman, stres, toplantı, çatışma yönetimi) 2 günde çeşitli uygulamalarla anlatılmaktadır.

Kurumsal Eğitimler
Finansçı Olmayanlar için Finans Yönetimi Eğitimi

Yöneticiler, yönetici adayları, patronlar, şirket ortakları, yönetim kurulu üyeleri ve finans konusunda bilgi sahibi olmak isteyen tüm çalışanların katılacağı eğitimde güncel finansal terimler hakkında bilgi verildiği gibi mali tablolar ve bilançoların okunması ve yorumlanması konuları uygulamalı olarak işlenmektedir.

Kurumsal Eğitimler
Depo Eğitimi - Depo ve Stok Yönetimi

Depo çalışanları, Şef, Uzman ve Depo Müdürleri, lojistik ve tedarik Zinciri Çalışan ve yöneticilerinin katılacağı depo yönetimi eğitimidir. Depo ve depolama nedir? Depoya neden gerek vardır. Stoklu ve stoksuz çalışmanın faydaları gibi konular eğitmenin 20 yıllık tecrübesi ile aktarılmaktadır.

Kurumsal Eğitimler
Etkili Pazarlık ve Müzakere Teknikleri Eğitimi

Müzakere yöntemleri ile münakaşalardan kurtulun. Satınalma çalışanları, Şef, Uzman ve Satınalma Müdürleri, Satış çalışanları ve yöneticileri, pazarlık ve müzakere görüşmelerine katılan üst kademe yöneticileri için uygulamalı olarak yapılan bir eğitimdir. Verilen senaryoya bağlı olarak satış ve satınalmacıların bire bire müzakeresi canlandırılmaktadır.

Kurumsal Eğitimler
Raporlama ve Rapor Yazım Teknikleri Eğitimi

Rapor yazan ve sunan tüm çalışanların katılacağı raporlama eğitiminde etkin bir raporun nasıl hazırlanması gerektiği detaylı bir şekilde aktarılacaktır. Raporun Excelden kopyala yapıştırdan ibaret olmadığını eğitim boyunca yazacağınız raporlarla daha da iyi anlayacaksınız.

Kurumsal Eğitimler
Müşteri İlişkileri Yönetimi Eğitimi

Müşteri ile teması olan tüm çalışanlar başta olmak üzere, Satış ekibi yönetim kadrosu, satış destek ekibi, takım liderleri, bireysel satış uzmanları ile satış kadrolarında yer alması düşünülen insan kaynakları eğitime katılabilir. Müşteri ile yüz yüze veya telefonda temas halinde olan tüm çalışanlara yönelik bir eğitimdir.

Kurumsal Eğitimler
Bütçe Eğitimi

Bütçe eğitimi ile bir bütçenin nasıl hazırlanması gerektiği sıfırdan itibaren anlatılmaktadır. Eğitim içerisinde farklı sektörlere ait bütçe örnekleri anlatılmaktadır.