|
Hatasız yönetici olur mu?
Her yıl yüzlerce hatta binlerce yeni şirket piyasaya girmekte ve gene her
yıl binlerce şirket çeşitli nedenlerden dolayı piyasadan çekilmek zorunda
kalmaktadırlar. Yeni şirketlerin piyasaya çıkması çok doğal. Çünkü zaman
içinde kişisel ve toplam gelir arttıkça ve/ya yeni ürünler piyasaya
çıktığı sürece bu yeni oluşan talepleri karşılamak amacıyla yeni
şirketlerin kurulması doğal bir gelişmedir ve ekonomik büyümenin bir
işaretidir. Ancak neden bu arada aynı süreç içinde, yeni kurulanlardan
daha az olmasına rağmen, binlerce şirket olağan koşullarda (kriz yokken)
piyasadan çekilmek zorunda kalır? Hatta içlerinde öyleleri vardır ki "Bu
şirket nasıl oldu da battı?" diye insan şaşar kalır.
Yöneticiler, "Neden iflas ettiniz?" sorusuna genelde ilk tepki olarak
"Piyasalar çok kesattı", " Bankalardan kredi alamadık" veya
"Alacaklarımızı zamanında ödemediler" gibi kendi iradeleri dışında oluşmuş
izlenimi veren bazı soyut yanıtlar vermeyi tercih ederler. Oysa konuyu
biraz daha kurcaladığınızda "rekabet", "nakit sıkıntısı", "yüksek reel
faizler", "ürüne olan talebin azalması", "alıcıyı tatmin edememe" gibi
daha somut yanıtlar almaya başlarsınız. Bu arada gene de yöneticilerin
kendi yanlışlarından dolayı bazı sorunların ortaya çıktığını duyma
olasılığı çok azdır. Kişisel yanlışlıklar, yetersizlikler veya
beceriksizlikler üzerine eleştiri yapmak yerine "dışsal" mazeretler
arkasına sığınmak tercih edilir.
İnsanın psikolojik yapısının sonucu yöneticilerin çoğu kendi yanlışlarını
öne çıkarmayı tercih etmezler. Ama olgular ve deneyimler başarısız olan
bir çok firmanın aslında dışsal değil içsel bir faktör olan yönetim
hatalarından dolayı zor duruma düştüklerini, hatta piyasalardan çekilmek
zorunda kaldıklarını gösteriyor. Elbette ki yönetim hataları işletmelerin
yegane sorunu değildir. Ama iyi bir yönetici şirketinin zaaflarını
zamanında sezme ve gerekli önlemleri alma yeteneğine sahip olan kişidir.
Böylece sorunlar daha büyümeden, veya çözülemez bir hale gelmeden, kriz
oluşmadan önce çözüm üretebilme olanakları yaratılır. Aksi halde zamanında
önlemi alınmayan olumsuzluklar piyasa kaybı, rekabet gücünün azalması,
finansal darboğazlar ve benzeri birçok ciddi sorunların oluşmasına neden
olurlar.
Yöneticilerin kabullenmeye yanaşmadıkları ama kendileriyle ilişkili bazı
olumsuzlukları şöyle sıralayabiliriz:
1. İnsan Kaynaklarını “İyi” Değerlendirememek: Bazı kişiler çok iyi bir
eğitim süzgecinden geçmiş olmalarına rağmen birlikte çalıştığı insanlarla
iyi beşeri ilişkiler kurmayı ve onları gerektiği gibi motive etmeyi doğal
yapıları nedeniyle beceremezler. Yönettikleri kişileri üretimin en değerli
unsurları olan “insan kaynakları” olarak değil de kendisinin verdiği işe
muhtaç, yerleri kolaylıkla başkaları tarafından doldurulabilecek kapı
kulları gibi görürler. Bu yaklaşıma göre “yeri doldurulamayacak insan
yoktur” ve asıl keramet yöneticidedir. Dolayısıyla çalışan kişilerin
beceri ve yeteneklerinden en yüksek faydayı elde etmek yerine insanı
önemsemeyen veya ikinci, üçüncü plana iten bir yönetim tarzı izlerler. Bu
tür yönetim tarzı çağımızın koşullarına uygun olmadığı için gerek miktar
gerekse kalite açısından üretimi olumsuz etkiler, verimlilik artışı için
gerekli motivasyonu sağlayamaz.
2. Eğitsel yetersizlik: Bazı yöneticilerin yapılan iş konusunda yeterli
temel bilgi, beceri ve birikimleri yoktur. Ürünü, üretim ilişkilerini ve
müşteri profilini doğru dürüst tanımazlar ve ne tür değişikliklerin ne tür
yarar-zarar getireceği konusunda yeterli altyapıları yoktur. Örneğin çok
iyi bir finans uzmanı olan Bay X aynı başarıyı imalatla ilgili bir görevde
gösteremeyebilir. Böyle bir durumda işe göre yönetici değil, kişiye göre
iş seçimi yapılmıştır. Bunun örneklerini hem geleneksel yapıya sahip aile
şirketlerinde hem de kamu sektöründe sıkça görüyoruz.
3. Deneyim eksikliği : Yönetici, karakter ve eğitim açısından doğru kişi
olsa bile deneyim azlığı nedeniyle işin gerektirdiği sorumluluğu
kaldırabilecek konumda olmayabilir. İşler yolunda giderken önemsiz gibi
görünen bir çok faktör, sorunlar ortaya çıkmaya başladığında acil ve köklü
kararlar alınmasını gerektirebilir. Böyle bir durumda deneyim çok
önemlidir. Yeterli deneyimi, yani birikimi olmayan bir kişi ne kadar iyi
eğitimli, becerikli, çalışkan ve iyi niyetli olursa olsun ciddi ve radikal
önlem gerektiren sorunların karşısında yetersiz kalma olasılığı yüksektir.
Hatta kişinin deneyim eksikliği nedeniyle aldığı bazı kararlar sonucu
beklenmedik olumsuzluklar ortaya çıkabilir veya var olanlar artabilir.
4. Piyasa ilişkileri bozuklukları: Bazı yöneticiler çeşitli nedenlerden
dolayı piyasada iş ilişkileri içinde bulundukları kişilerle iyi ticari ve
beşeri ilişkiler kuramaz, geliştiremez, daha da önemlisi güven duygusu
veremezler. İlişkide bulunulan kişiler sürekli tedirgindir ve
hissettikleri olumsuzluklar nedeniyle ilişkilerin devamı konusunda da
artan oranda kaygıya ve kayıtsızlığa sürüklenirler. Örneğin yönetim dış
ilişkilerinde işletmenin sağladığı hizmetlerin kalitesi veya ödemeler
konusunda aksaklıklar olabileceği izlenimi veriyorsa, varsayalım malı
zamanında ve belli bir kalitede teslim edileceği konusunda kaygı verici
davranışlarda bulunuyorsa, firma ciddi zararlara uğrayabilir. İtibar
kaybetmeye başlayan bir işletme en büyük sermayesini tüketiyor demektir.
5. Öngörü eksikliği : İyi bir yöneticin kendi iş yerinde veya iş
ilişkilerinden doğabilecek muhtemel sorunları önceden sezebilme
yeteneğinin olması gerekir. Böylece gerekli önlemlerin alınmasında geç
kalınmamış olunur. Örneğin konjonktürel değişimi olaylar olup bittikten
sonra kavrayabilen ve tedbir almaya çalışan yöneticilerin şirketlerinin
ciddi yaralar alması kaçınılmazdır. Önemli olan sorunlar çıkmadan önlemler
almak veya beklenmedik sorunlar çıktıysa da gecikmeden gerekli önlemleri
almaktır. Öngörü, olası finansal sorunlardan tutun teknoloji seçimine,
rekabet koşullarına uyuma, müşteri memnuniyetine, satış öncesi ve sonrası
hizmetleri de kapsayan çok geniş bir yelpazede çok önemlidir. İyi bir
öngörü becerisine sahip olmak için iyi bir eğitimden daha çok yeteneğe,
deneyime ve iyi bir algılama içgüdüsüne sahip olmak gerekir.
İyi bir yönetici, her şeyi bildiğini ve her konuda uzman olduğunu asla
düşünmez ve uzmanlık gerektiren konularda ilgili kişilere danışmaktan,
fikir alış verişinde bulunmaktan çekinmez. Uzman kişilerin her soruna
mükemmel çözümler bulabileceklerini sanmak aşırı iyimserlik olur. Ama gene
de uzman olanların uzman olmayan kişilere kıyasla başarılı olma
olasılıkları bilgileri, becerileri ve deneyimleri sonucu daha yüksektir.
Ne yazık ki bazı girişimciler ve üst düzey yöneticiler “yüksek maliyetler
(!)” karşılığında uzman görüşler almak yerine gayri resmi olarak
sohbetlerden, ahbaplık ilişkilerinden yararlanarak sorunlarına “ucuz”
çözüm bulmayı tercih ederler. Sonuçta uzmana ödenecek maliyetlerden
kaçarken mali konulardan pazarlamaya, yeni teknoloji seçiminden geleceği
planlamaya kadar bir çok değişik konuda daha yüksek maliyetler ve
sorunlarla karşılaşırlar.
Not: Bu makale Temmuz-1999 tarihli EGEVİZYON Dergisi’nin 27. sayısında
bazı ufak değişikliklerle yayınlanmıştır.
|