Üretilmiş
mal ve hizmetlerdeki değerin kaynağı ve değeri çoğaltabilme özelliğine
sahip olan tek faktör, insanın yaratıcı zihinsel emeğidir. Bu nedenle
emek ve özellikle de yaratıcı zihinsel emek kavramlarını biraz
daha yakından incelemek yararlı olacaktır.
Emek
Çok kısa
olarak emeği, işgücünün mal veya hizmet üretimi esnasında harcadığı çaba
veya efor olarak tanımlamak mümkündür.
Emeği
kabaca iki gruba ayırmak mümkündür;
-
Nitelikli emek,
-
Niteliksiz emek.
Nitelikli
emek derken, resmi eğitim (okullar) ve gayrı-resmi eğitim sonucu
kazanılan ve deneyim ile arttırılan beceriler kast edilmektedir. İktisat
biliminde emeğin niteliği anlamına da gelen bu tür kazanımlar,
pek çok kişi tarafından beşeri sermaye olarak da
tanımlanmaktadır.
Nitelikli
emekçi ise belli bir düzeyde eğitime-deneyime sahip olan işçi, nitelikli
işgücü ise nitelikli emekçilerden oluşan topluluktur.
Niteliksiz İşgücü Var mıdır?
Nitelikli
emeğin tanımından yola çıkıldığında, niteliksiz emeğin eğitimsiz, belli
bir becerisi ve deneyimi olmayan emek olarak tanımlanması gerekir.
Ancak, kelime anlamında “niteliksiz” işgücü sadece teoride vardır.
Çağımızda her toplumda, her bireyin göreceli olarak az veya çok
resmi-gayrı resmi bir eğitimi, deneyimi ve becerileri, dolayısıyla bir
"nitelik düzeyi" vardır. Gerçekçi bir kuramsal yaklaşımda
nitelikli-niteliksiz ayrımı yerine sadece bireyin göreceli nitelik
farklılıklarından söz edilebilir. Bu nedenle niteliksiz emek diye bir
şey aslında hiç yoktur. Üretim için ""yeterli" donanıma sahip olmayan
kişilerden söz etmek mümkündür ama bu içerik olarak çok farklı bir anlam
taşır. Nitelikli-niteliksiz ayrımı yerine, "nitelikli-daha az
nitelikli" veya "nitelikli-daha çok nitelikli" şeklinde bir
ayrım yapmak daha doğru olacaktır. Böylece işgücünün emek (L) ve
beşeri sermaye (H) diye yapay ve anlamsız ayrımı da gereksiz
olacaktır.
Nitelikli İşgücü Olmazsa Olmaz Koşuldur
Bireyin
içinde bulunulan andaki genel bilgi seviyesi ile
deneyimi-yeteneği-becerisi, emeğin nitelik düzeyini belirler. Bu düzeyi
belirlemek için çeşitli hesaplama yöntemleri denenebilir. Örneğin,
bireyin eğitim almak için geçirdiği toplam süre bir kıstas aracı olarak
kullanılabilir, ama sağlıklı bir sonuç elde etme olasılığı çok düşüktür.
Çünkü ne alınan eğitimin kalitesini, ne öğretmenlerin bilgi aktarabilme
becerisini, ne de öğrencilerin algıladıkları bilgi düzeyini net bir
şekilde ölçebilme olanağı yoktur.
Ayrıca
nitelikli emeğin düzeyini etkileyen ve verimlilikte çok önemli bir etken
olan "deneyimi" ölçmek daha da zor bir işlemdir. Deneyim düzeyinin
gelişmesinde, eğitim ve çalışılan yıllar kadar, kişisel
beceriler-yetenekler, yetişilen çevre ve kariyerin gelişim trendi de
etkili olmaktadır. Bu nedenlerle metafiziksel yanı daha ağır basan
emeğin niteliği (beşeri sermaye) gibi bir kavramı matematiksel veya
istatistiksel ölçüm alanları dışında analitik kavramlar olarak incelemek
daha yararlı olacaktır.
Refah ve
Rekabetin Önkoşulu
Bir ülkenin
iş-gücünün nitelik düzeyi ve nitelikli insanların sayısı yüksekse, büyük
olasılıkla o ülkenin teknolojik gelişmişlik ve ekonomik refah düzeyi de
yüksektir. Diğer bir deyişle, işgünün nitelik düzeyi ve ve nitelikli
miktarı ile ülkenin gelişmişliği arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bu
nedenle çağdaş refah düzeyinde rekabetçi bir toplum olabilmek için yeni
teknolojiler üreten ve etkin olarak kullanabilen nitelikli
işgücünün önemi çok büyüktür.
Teknolojileri etkin kullanabilen nitelikli işgücünün varlığı, uzun dönem
refah artışları için yeterli değildir. Örneğin, toplumdaki herkese gerekli
olan eğitimi verdiğimizi ve her meslekte ihtiyacı fazlasıyla karşılayacak
kadar mühendis, teknisyen, doktor, vb. olduğunu ve her malı-hizmeti
optimum kalitede ve verimlilikte ürettiğimizi varsayalım. Belli bir süre
sonra piyasalar doyuma ulaşılacak ve büyüme duracaktır. Büyümenin uzun
dönem devamlılığı için ise mutlaka teknolojik yeniliklerin yapılması ve
üretimde kullanılması gerekir. Yeni teknoloji üretimi için ise yaratıcı
niteliklere sahip nitelikli emeğe gereksinim vardır. Dolayısıyla uzun
dönem refah artışı için yaratıcı zihinsel emek ön plana çıkmaktadır.
Tarihsel süreçte geçen binlerce, on-binlerce yıl içinde insanların
ürettiği ve kullandığı bilgi miktarı ve teknolojik yenilikler
sürekli artarken, bu gelişmelerle birlikte toplumların refah düzeyleri de
sürekli artış göstermiştir.
Yeni
teknolojiler üretmeye yarayan zihinsel emeğin yaratıcılık niteliği, (yeni
teknoloji yaratabilme özelliği) gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) için olmazsa
olmaz bir koşul değildir. Mevcut duruma bakıldığında, GOÜ için "yeni"
teknolojiler yaratan zihinsel emekten daha önemli olan şey; var olan
teknolojileri gerektiği gibi kullanabilecek işgücünün niteliği ve
miktarıdır: Yani teknolojiyi etkin kullanan işgücü. Çünkü gelişmiş
ülkelerce veri (bilinen) teknolojilerin büyük çoğunluğu GOÜ ülkeler ve
firmalarınca "yeni teknoloji" özelliği taşımaktadır.
Teknoloji
Transferi ve Nitelikli İşgücü
İlke olarak,
bilinen teknolojilerden adaptasyon yoluyla azami seviyede yararlanmanın
yollarını aramak (teknoloji transferi), gelişmekte olan ülkeler için yeni
teknolojiler üretmekten daha rasyonel bir davranış olacaktır. Bu nedenle
ihtiyaç duyulan düzeyde teknolojileri kullanabilecek niteliklerle donanmış
işgücüne sahip olmak çok büyük önem taşımaktadır.
Ancak,
teknoloji piyasalarındaki uygulamalar, şimdiye kadar daha ziyade gelişmiş
ülkelerin firmalarının çıkarlarını koruma ve arttırmaya yönelik bir trend
izlemiştir. Özellikle teknoloji kullanımı ile ilgili kısıtlayıcı önlemler
ve "transfer-pricing" mekanizması, gelişmekte olan ülkeler firmaları
aleyhine birçok unsur içermektedir. Teknolojik yeniliklerden sağlanan
küresel faydanın artabilmesi için teknoloji piyasalarındaki aksaklıkların
bir an önce gelişmekte olan ülkeler için daha yararlı hale dönüştürülmesi
gerekir (Gürak, Hidden Costs,
www.hasmendi.net).
Teknolojiyi Etkin Kullanabilmek
Eğer
üretimde kullanılan teknoloji hiç değişmeden kalsaydı, tüm beşeri,
fiziksel ve finanssal girdilerin azami verimlilikte, yani optimum
etkinlikte, kullanıldığı aşamada bireyler ve toplum sahip olabileceği en
yüksek refah düzeyine ulaşacaktı. Optimum etkinliğe ulaşıldıktan sonra ise
büyüme sadece nüfus artışı kadar artabilecekti. Oysa gerçek yaşamda,
ekonomik büyüme ve refah artışı, nüfus artışından bağımsız olarak
süreklilik arz etmektedir. Bilginin artışı Sanayi Devrimi ile ivme
kazanmış, enformasyon çağının bilişim olanakları ile de çok daha büyük bir
hızla üretilebilir, ulaşılabilir ve dağıtılabilir olmuştur.
Çağımızda
sahip olduğumuz büyük bilgi birikimi sonucu, mal ve hizmet üretiminde
gittikçe artan miktarda ve nitelikte işgücüne ihtiyaç duyulmuş, artan
resmi eğitim yılları sayısı ile bu ihtiyaç giderilmeye çalışılmıştır.
Dolayısıyla çağdaş verimlilik seviyelerine ulaşabilmek ve toplumsal refah
düzeyini yakalayabilmek için çağdaş teknolojilerden optimum faydayı
sağlayabilecek nitelikte eğitimi olan işgücüne sahip olmak gelişmenin bir
önkoşulu haline gelmiştir. İçinde yaşadığımız bilgi çağında,
eğitimin sadece belli bir resmi eğitim süresinde değil, hem kişiler hem de
firmalar/ kurumlar için "yaşam boyu" sürdürülebilir olması kaçınılmaz bir
zorunluluktur.
Teknolojiye ve Nitelikli İnsan Gücüne Sahip Olan Kazanıyor
Almanya ve
Japonya'da 2. Dünya Savaşı sonrası fabrika binaları, limanlar, altyapı,
havaalanları gibi fiziksel varlıklar açısından büyük ölçüde yıkım olmuştu.
Ama her iki ülke de kısa zamanda hızla büyüyerek tekrar dünyanın en
gelişmiş ülkeleri arasında yerlerini aldılar. Çünkü ülkeyi yeniden inşa
edebilecek, üretimi artırabilecek teknolojilere ve nitelikli insan-gücüne
sahiptiler.
Buna karşın,
teknolojide çağı yakalayamamış ve eğitime vermesi gereken önemi Osmanlı
döneminde yeterince kavrayamamış olan Türkiye, 2. Dünya savaşına
katılmamasına, ülkenin savaştan tahrip olmamasına rağmen, hâla Avrupa'nın
en az gelişmiş ve aynı zamanda eğitim seviyesi en düşük ülkeleri
arasındadır. 1950'li yıllarda, Türkiye’den daha az kişi başı gelir
düzeyine sahip olan Güney Kore bile bugün Türkiye'den en az dört kat daha
fazla kişi-başı gelire sahiptir. 1997 yılında Güney Kore'nin kişi başı
katma değer üretimi sanayide 2,486 $ iken Türkiye'nin sadece 646 $'dı. İki
ülke arasındaki işgücünün eğitim farklılıklarına bakıldığında ise bu
durumu açıklayan bir uçurum ortaya çıkmaktadır. Bu arada ülkelerin
uyguladıkları ekonomik politikaların kalkınmaya katkılarını da
küçümsememek gerekir.
Tarihsel
süreç bize çok net bir şekilde şunu göstermiştir: Emek ve doğal kaynaklar
dışında ki tüm varlıklar tamamen tahrip olsa bile insan, sahip olduğu
bilgi ve beceriler sayesinde, belli bir zaman sonra eski üretim ve refah
düzeyini tekrar yakalayabilir.
Diğer
Önemli Unsurlar
Büyümeyi ve
kalkınmayı belirleyen faktörler, sadece nitelikli emek ve emeğin ürünü
olan teknolojik yenilikler değildir. Diğer önemli unsurların bazılarını
şöyle sıralayabiliriz:
- Adil
rekabet koşulları içeren yerel ve küresel ekonomik ortam.
- Kurumsal
ve kültürel altyapı.
- Toplumun
genel bilgi-eğitim düzeyi.
- Ülkenin
genel teknolojik gelişmişlik düzeyi.
- Küresel
teknoloji transferi olanakları.
- Finanssal
sermaye birikimi.
- Doğal
kaynak zenginliği.
- Doğru
ekonomik politikalar.
- Dürüst
politikacılar ve bürokratlar.
Ama bütün
bunların hepsinin önünde gelen en önemli etken nedir? diye sorulacak
olursa, verilecek tek yanıt vardır:
BİLGİLİ İNSAN-GÜCÜ veya
NİTELİKLİ EMEK.
(Bu yazı,
Bizim Market dergisi editörü tarafından
www.hasmendi.net sitesindeki Prof. Dr. Hasan Gürak'a ait "Teknolojik
Yenilik ve Büyüme" başlıklı makaleden kısaltılmış bir alıntı olup,
Ekim-2004 tarihli Bizim Market dergisinde yayınlanmıştır.)
|