|
BÖLÜM - I
Lojistik
hareketliliği
içerisinde ulaştırma
sistemlerinin teknolojik gelişimleri
dünyayı hızla küçültmeye devam etmektedir.
Ulaştırma ve lojistikle ilgili olarak Atatürk diyor ki;
-“Ekonomik hayatın faaliyet ve canlılığı, ancak ulaştırma vasıtalarının,
yolların, trenlerin, limanların durumu ve derecesiyle orantılıdır (1922)”.
-“Memleketimizi demiryolları ile ve üzerinde otomobiller çalışır muntazam
yollarla şebeke haline getirmek mecburiyetindeyiz. Çünkü batının ve
dünyanın araçları bunlar oldukça, trenler oldukça, bunlara karşı merkepler
ve kağnı ile ve tabii yollar üzerinde yarışa girmenin imkânı yoktur (1923)
”.
-“Ekonominin gelişmesinde başlıca lüzumlu olan, yollar, demiryolları,
limanlar, kara ve deniz ulaştırma vasıtaları milli mevcudiyetin maddi ve
siyasi kan damarlarıdır. Refah ve kuvvet vasıtasıdır (1930) ”.
-“Halk,
köylüler bana her yerde iş programını şu iki kelime ile ihtar ettiler:
Yol,
mektep. Hatta yoldan bahsederlerken yol köylünün kanadıdır. Demeleriyle
her şeyden evvel ona ehemmiyet verdikleri anlaşılıyor. Gerçekten bütün
ekonomi birinci kelimenin ve her şey ikinci kelimenin içindedir (1934) ”.
-“Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyla aydınlatan kutsal
bir meşaledir (1937)”.
- “...En
güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye;
endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirmek
kabiliyetindedir. Bu kabiliyetinden yararlanmayı bilmeliyiz; Denizciliği
Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda
başarmalıyız”.
Lojistik kavramı ilk olarak Birinci ve İkinci Dünya
savaşları sırasında oluşmaya başlamış, taşımanın, stoklamanın ve dağıtımın
optimizasyonu ile kontrolü önem kazanmış, daha hızlı taşıma, gerektiği
kadar depolama, depodayken malzemenin korunması, ihtiyacın anında hazır
bulundurulması gibi lojistik temel ihtiyaçlar ortaya çıkmıştır. Bu temel
esaslar çerçevesinde malın ya da hizmetin hareketi büyük önem kazanmıştır.
Malın yerinde ve zamanında ihtiyaç sahiplerine ulaştırılabilmesi için
planlı, programlı bir ulaştırma ve depolama sistemine ihtiyaç vardır.
İhtiyaç duyulan bu sistem, lojistik kavramının bel kemiğini
oluşturmaktadır.
Taşımacılık lojistiğin merkezinde yer alan bir faaliyet durumundadır.
Lojistik
faaliyetlerinin temel ilkelerinden olan ihtiyaca yerinde ve zamanında
cevap verilmesi ilkesi gereği, ulaştırma faaliyetleri büyük önem
kazanmaktadır. İçinde bulunan şartlara uygun ulaştırma araçlarının
kullanılması, bu araçlarla yapılan sevkıyatların ve bütünleme
faaliyetlerinin koordineli, planlı ve programlı bir şekilde yapılması
gerekmektedir.
Teknolojinin hızlı gelişmesi sonucu, ulaştırma sistemlerinin verimlerinin
artması Dünya’yı daha da küçültmektedir. Buna bağlı olarak ulaştırma
sistemlerinin daha dikkatli planlanması, birbirine entegrasyonu ve ortak
kullanımın gerekliliği ön plana çıkmıştır. Uluslararası personel ve
bütünleme maddelerinin taşınması; hava meydanları ve limanlarının
koordineli çalışması, irtibatların geliştirilmesi, kapasitelerinin
arttırılması gibi ek tedbirlere rağmen, kısıtlı kaynakların kullanımında
sıkıntılar doğmuştur. Taşıma yönetimi bu aşamada, işlevsel olarak gittikçe
önem ve değer kazanmaktadır.
Günümüz
küresel ekonomisinde rekabet etme anlamında yükselen değer olan Lojistik
kavramının, nakliye ile olan ilişkisinin irdelenmesi vazgeçilmez bir şart
olarak görünmektedir. Maliyetlerin düşürülerek, lojistik hizmeti verilen
müşterilerin daha iyi rekabet yapmalarının sağlanmasında sayısız yararlar
olduğu muhakkaktır. Son müşterilerin karşısında, takımdaşlık anlayışı
içerisinde ekip olarak davranamayan işletmelerin başarılı olma şansları
olmayacaktır. Son müşterilerin, müşteri memnuniyetlerinin azami şekilde
sağlanması, üretimden, nakliyeye, depolamadan, satış sonrası hizmetlere
kadar her bir birimde ve personelde, verimlilik artışı ve maliyet düşürme
kavramlarının benimsenmesiyle en tepe noktaya ulaşacaktır.
Lojistik
yönetim anlayışının kavranmasının sağlanmasıyla, nakliye anlayışının nasıl
farklılaştığı, olayların süreç analizleriyle irdelenmesi, lojistik
uygulamaların nakliyeden beklentileri ve bu beklentileri karşılama
yöntemlerinin teker teker ele alınarak irdelendiği bir bir çalışma
hedeflenmiştir.
Bu
çerçevede lojistikle uğraşan bütün sektörler ulaştırma ihtiyaçlarının
tespiti, mukayesesi, planlanması ve faaliyetin sürekli kontrol altında
tutulması için çaba sarf etmekte, bilimsel olarak aksayan konuları derhal
değerlendirmeye alarak, giderilmesi için gerekli tedbirleri uygulaması
gerekmektedir. Bu gelişmelerin sürecinde sektör; kadrolarını eğitimli ve
her türlü sorunu çözebilecek şekilde profesyonelleştirmekte, dünya çapında
taşımacılık için hazırlıklı bulundurmakta ve teşkilatlarını bilimsel
yöntemleri kullanarak sürekli yenilenmek ve biçimlendirilmek yönünde hızla
hareket etmek zorundadır.
Bu
bağlamda; Türkiye’nin coğrafi konumundan kaynaklanan stratejik önemi
nedeniyle Kara, Deniz ve Havayolu ulaşımlarının, lojistik faaliyetler için
mümkün olduğunca etkili ve verimli kullanılması gerekmektedir. Verimliliği
ve etkinliği arttırabilmek için ulaştırma hatları ve tesisleri ile
araçlara yönelik ihtiyaçlar, lojistik faaliyetler içerisinde
değerlendirilmeli, lojistik ve ulaştırma bir bütünün parçaları olarak
düşünülmelidir. Özellikle ulaştırma için gerekli olan tren ve karayolu alt
yapısının geliştirilmesi ve ıslahı, deniz ve hava nakliye aracı
ihtiyaçlarının giderilerek, yeterli alt yapının hazırlanması
gerekmektedir.
Lojistiği genel anlamda düşündüğümüzde ise; insanların hareketini de
eklemek gerekecektir. Ancak insan taşımacılığına yönelik lojistik esas
itibari ile malzeme taşımacılığına dayalı lojistikten farklıdır.
İnsanların hareketi şehirler yönünde iken malzemeler hammadde
kaynaklarından endüstriyel bölgelere ve buradan insanlar tarafından
tüketildikleri şehirlere taşınmak eğilimindedir.
Taşımacılık türleri farklıdır. Karayolu, demiryolu ve okyanus taşımacılığı
hem insanlar, hem de malzemeler için kullanılmaktadır. Taşımacılık
şirketlerinin hem insan hem de malzeme taşıma durumları nispeten nadir
olaylardır. Sadece hava taşımacılığında malzeme ve yolcuların aynı uçakta
taşıma durumu yaygın bir uygulamadır.
BÖLÜM - II
Türkiye
yıllardır ulaşım ve dağıtım merkezi olarak dünyanın önde gelen lojistik
merkezlerinden biri olup, üç kıtanın buluştuğu yerdir. Diğer taraftan, son
iki körfez krizinde de coğrafi olarak stratejik önemi daha da artmıştır.
Lojistik sektörü, ekonomideki temel hizmet sektörlerinden biridir ve bir
ülkenin ticari ve imalat faaliyetleri için hayati önem taşımaktadır.
Lojistik; bilişim teknolojileri ve gen teknolojileriyle birlikte yeni
yüzyılda dünyadaki gelişecek olan üç sektörden biri olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Taşımacılığın; karayolları, denizyolları (su yolları, nehir ve göller
dâhil), demiryolları, havayolları ve boru hatları türleri vardır.
Ulaştırma sistemlerinin birbirini destekleyici, birbirlerini tamamlayıcı
şekilde olmaları ve ulaşım sistemleri arasındaki dengesizliğin bir plan
dâhilinde giderilmesi gereklidir. Öte yandan, bir ülkeden diğer bir ülkeye
taşımacılık yapılırken, çoğu zaman birden fazla nakliye sistemi birbirine
eklenerek kullanılmaktadır. Bu sistemle her nakliye türünün avantajlı
yönleri kullanılarak lojistik avantaj yaratılmaktadır. Buna da intermodal
veya kombine taşımacılık denmektedir.
Türkiye’deki taşımacılık ve lojistik firmalarının sayısı kesin olarak
bilinmemekle birlikte, yaklaşık 1500 adet olduğu tahmin edilmektedir. Bu
firmalar içinde gerçek anlamda lojistik hizmet veren sayısı oldukça azdır.
Bu firmalar daha ziyade teslimat, yükleme, boşaltma ve depolama
işlemlerine odaklanmış firmalardır.
Türkiye’de demir yolu taşımacılığı devletin elindeyken, kara yolu
taşımacılığı özel firmaların elindedir. 1995 yılında karayolu taşıması
112.515 milyon ton/km yük iken, 2005 yılında bunun 212.000 ton/km yük
olacağı tahmin edilmektedir. Son yıllarda, en az taşımanın hava yoluyla
yapıldığı istatistikî verilerde görülmektedir.
1998
yılına kadar denizyolları taşımaları, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel
Müdürlüğü’nün şehir hatlarında, Deniz Nakliyat T.A.Ş ’nin ise iç hatlarda
yaptığı taşımaları kapsar. 1999 yılından itibaren ise, D.P.T tarafından
hesaplanmış tahmini taşımaların tümünü kapsamaktadır.
1990–1995 Yılları arasında toplam yatırımlar içinde payı ortalama olarak
%40,5 olan karayolu ve otoyol yatırımlarının 1996 ve sonrasında azalma
sürecine girdiği, buna karşılık hava yolunun aynı dönemde ortalama olarak
% 6,2 olan payının 1996 ve sonrasında hızla arttığı tespit edilmiştir.
İstatistikî veriler incelendiğinde ihtiyaçlara göre ulaştırma çeşitliliği
değişmekle birlikte gerek lojistiğin ve gerekse ulaştırmanın birbirinden
ayrılamayacağı ve bir bütünün parçaları olduğu görülecektir.
Ulaştırma
Yönetimi, tüm ulaştırma hareketlerini depo işlemlerinizle senkronize
ederken etkin bir şekilde uygulamanıza olanak sağlar. Ulaştırma yönetimi
mevcut kaynakları en iyi şekilde kullanmanıza yardımcı olur ve tüm
ulaştırma işlemlerinden haberdar olmanızı sağlar.
Ulaştırma birçok firma için lojistik maliyetleri içinde önemli bir
elementtir. Nakliye hareketi toplam lojistik maliyetinin 1/3’ü ile 2/3’ü
arasında maliyetlendirilebilir. Açıkça görüldüğü gibi herhangi bir tedarik
zinciri yönetimi stratejisi ham malzemenin fabrikaya gelişinden başlamak,
içerideki akışları içirmek, ve dışarıya olan bitmiş ürün akışları ile
bitmek durumundadır. Ulaştırma sistemindeki gelişmeler ile birlikte uzak
pazarlardaki ürün fiyatları aynı pazarda satılan diğer ürünlerin
fiyatlarıyla rekabet edebilmektedir. Ucuz ulaştırma şirketlere üretim
alanları seçmede bir derece özgürlük sağlar ki üretim her nerede coğrafi
avantaj varsa orada yapılabilir.
Genel
anlamda baktığımızda görülecek manzara ise Ulaştırma Yönetimi Lojistiğin
tanımında yer alan doğrular hiyerarşisinde en önemli yere oturması gereken
unsurlardan bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Lojistikle uğraşıp
Ulaştırma problemini çözen kuruluşlar zincirin en önemli halkasını
tamamlamış olacaklardır.
|