|
Günümüzde bir çok bilim adamı başarı için
değişimde öncü olmanın, diğer bir ifadeyle değişimi başkalarından önce
yaratmanın önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu görüşü bir çalışma ilkesi
haline getirmenin sağladığı avantajları net olarak görmemizi sağlayacak
pek çok örnek bulunmaktadır. Televizyon kullanımının 50 milyon kişiye
ulaşması 15 yıl almışken, internet kullanıcısı sayısı 5 yılda 50 milyona
ulaşmıştır. Dünyada bir yılda satılan cep telefonu 1994 yılında 26 milyon
iken sadece beş yıl sonra 1999 yılında bu sayı 500 milyona ulaşmıştır .
1997’ye kadar bu alanda bir numara olan Motorola, analog sistemden dijital
sisteme geçerken sadece bir yıllık gecikme yaşamasına rağmen, on yıl
öncesine kadar yalnızca kar lastikleri ve lastik çizme üreten Nokia,
Avrupa'nın en hızlı ileri teknoloji şirketlerinden biri haline gelmiş ve
pazarda en büyük paya sahip olmuştur .
Son derece hızlı değişen ve her değişimin
birçok işletmeyi değil küçültmek yok olmaya götürecek kadar önemli olduğu
günümüzde yeni yönetim ilkeleri etkili olmaya başlamıştır. Toplam kalite
yönetimiyle birlikte uygulanmaya başlanan sürekli iyileştirme, yeniden
yapılanma çalışmaları ile büyük sıçramalar yaratmış ve öğrenen kurumlar
ile sürekli değişim ve yaratıcılığın arttırılması çalışmaları önemli hale
gelmiştir. İşletmeler açısından incelediğimizde son yıllardaki en büyük
kazanımın “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” görüşünün genel kabul
görmesidir.
Değişimi yaratan pek çok unsur içinde en
önemlisi insan kaynaklarıdır. Toplam kalite yönetiminde insan unsuru,
faaliyetleri ve nihai çıktıyı belirleyen “dış müşteriler” ve üretimi
gerçekleştiren, onu sürekli geliştiren çalışanlar “iç müşteriler” olarak
odak noktasına oturmuştur. İnsana verilen önem, yeni paradigma
organizasyonlar olarak ifade edilen öğrenen kurumlarda da artarak ortaya
çıkmaktadır. Çünkü, insan kaynağı, işletme içinde bilgi toplama ve işleme
kapasitesine sahip, yaratıcılığı ortaya çıkartabilecek olan tek unsurdur.
Kjell Nordström’e göre, bugün artık birkaç
hafta içinde taklit edilemeyen hiçbir ürün, hizmet veya teknoloji
kalmamıştır. Bu nedenle hızlı hareket edecek birimler oluşturmak
gerekmektedir. Zaman ve yetenek işletmelerin rekabet avantajı yaratmadaki
en önemli unsurları haline gelmiştir .
İşletmelerde devrimsel nitelikteki
değişimlerin ve yaratıcılığın beslenmesinde bilginin önemi yadsınamaz.
Başarılı işletmelerin ekonomideki ağırlıkları incelendiğinde tarihsel
olarak geçmişte tarım toplumları, sonraları endüstri toplumları bugün ise
bilgi toplumları önem kazanmıştır. Geçmişte ülkelerin gelişmişlik
düzeyleri belirlenirken, ekonomi içinde tarım ve sanayi sektörlerinin
ekonomideki ağırlıkları gözönünde tutulurken, bugün Dünya Bankası
tarafından yeni bir kriter olarak geliştirilen “Gayrı Safi Milli Bilgi”
kullanılmaktadır. İşletmecilik derslerinde geçmişte dört üretim faktörü
olarak emek, sermaye, doğal kaynaklar ve girişimci anlatılırken bugün yeni
yayınlarda bunlara bilgi de eklenerek artık beş faktörden söz
edilmektedir. Geleneksel üretim faktörlerinde azalan verim kanunu
geçerliliğini korurken bilgi, daha yoğun olarak kullanıldığında üretim
artışına etkisi azalan değil artan verim yaratmaktadır. Bu nedenle
bilginin etkin kullanımının ekonomi üzerindeki etkileri hızla artmaktadır.
Küreselleşen dünyamızda firmalar sadece maddi
güçleriyle değil, ürettikleri bilgi ve teknoloji ile gerçek güç haline
gelebilmektedirler. Bu sebeple "bilgi ve zeka "rekabet gücüne sahip,
kendisini sürekli yenileyen çağdaş işletmelerin sahip oldukları en temel
varlıklarından birisi olmuş ve 1990’lı yılların başlarından bugüne değin,
rakip firmalara karşı rekabet avantajı elde edilmesinde, firmanın
büyümesinde ve yeniliklerin yapılmasında pek çok işletme, entellektüel
sermayenin stratejik bir faktör olduğunun farkına varmıştır. Bunun bir
sonucu olarak da entellektüel sermaye popülaritesini artırmış ve
işletmeler diğer sermaye yatırımlarına oranla bilgi tabanlı donanım ve
ekipman yatırımlarına daha fazla fon ve zaman ayırmaya başlamışlardır. Bu
dönemde bilgi; üretilen satılan ve satın alınan şeylerin asıl bileşeni
durumuna gelmiş olup, entelektüel sermayeyi geliştirmek, paylaşmak, satmak
bireylerin, işletmelerin ve ülkelerin önemli ekonomik sorumluluklarından
biri durumuna gelmiştir.
Günümüzde işletmeler, fiyatlar, maliyetler ve
beklentilerle baş edebilmek için bilişim alt yapısına odaklanan optimal
stratejileri geliştirmek gereksinimiyle karşı karşıyadırlar. Kaynakları
denetleyerek kritik alanlara yönlendirmek, entellektüel sermayenin mali
verimliliğini arttırmakta ve işletmenin pazar değerini yükseltmektedir.
Hızlı pazar değişimi, rakip işletmelerin performanslarındaki düşüş sonucu,
daha iyi kaynak ağları oluşturma zorunluluğu, internet üzerinde
farklılaştırma ve üstünlüğe dayalı strateji mimarisini etkin bir şekilde
uygulamaya yönelik konular, işletmeler tarafından bilgi teknolojisi ile
yönetici nitelikleri arasında bağlantıların tanımlanmasına kaynaklık
etmektedir. Diğer taraftan, işletmelerin gelişen teknolojiye odaklanarak,
bilinen işletmecilik deneyim ve ilkelerine meydan okuyan operasyonlara
yönelip enformasyon çağı uygulamalarına öncülük ettiğini de görmekteyiz.
Şirket değeri bir aktif olarak bilginin performansını arttırmaya dönük
sistematiksel bilgi yönetimi modellerinin ortaya konulması, işletmelerin
bilgi tedariki ve enformasyon toplamaya yönelik kendilerini etkin birer
bilgi tedarikçisi olarak tanımlayarak, orjinal uygulamaları başlatması,
bilgi teknolojisi süreçlerinin günümüze özgü yönetici özellikleriyle
yönetilmesini temel bir gereksinim durumuna getirmektedir.
Ante ekonomik gerçekliğin bilgi ekonomisine
doğru hareket etmekte olmasından dolayı entellektüel sermayenin de maddi
varlıklar veya finansal sermaye gibi bir kaynak olarak ele alınmasının
firmalar açısından hayati öneminin olduğunun üzerinde durmaktadır. Pfeil
da çalışmasında entellektüel sermaye kaynaklı kazançların toplam
kazançlara olan oranının yıllar geçtikçe yükselmekte olduğunu
göstermektedir. Gelecekteki kazançlar gün geçtikçe daha da fazla maddi
olmayan varlıklara bağımlı olacaktır. Bunun sonucunda da firmaların artık
öğrenmenin hayati bir unsur olduğunu anlamaları ile birlikte stratejik
çabalarını somut varlıkların yönetiminden ziyade entellektüel varlıkların
yönetimine doğru kaydırmaları gerektiği bir gerçektir. Globalleşen
dünyamızda entellektüel sermaye yıldızı parlamakta olan konseptlerden biri
haline gelmiştir . Bu nedenle de entellektüel sermaye kavramının önemi
yıllar geçtikçe artmakta olup Türkiye’de ki firmalar açısından söz konusu
bilgilerin çıkar guruplarına nasıl yansıtılmakta olduğu da önem
taşımaktadır.
KAYNAKLAR
GTTFRIED, Grafström; LEIF, Edwinsson; “Accounting for Minds”, Larsherberts
Offset, Sweden, 2001,
HAMMEL; “Devrimin Başına Geçin”, Mess Yayınları, istanbul, 2000,
MathESON, David; MATHESON, Jim; “Akıllı Örgüt”, Çev: Meral Tüzel, Boyner
Holding yayınları, İstanbul, 1999,
PULLIC, Ante; “Intellectual Capital - Does It Create or Destroy Value?”
Measuring Business Excellence, 8, no. 1, 1998,
O.P.,Pfeil; “ The Valuation of Intellectual Capital”, Working Paper Series,2003
DEMİRKOL, İsmet ; Entellektüel Sermayenin Firma Değerine Etkisi ve İMKB’de
Sektörel Uygulamalar, Doktora Tezi,Gazi Üniversitesi, 2006
http://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=388100
DESS, G.G.; R.D.Zahra S.A.; FLOYD, S.W; JANNEY, J.J.; P.J., Lane;
“Emerging Issues in Corporate Entrepreneurship”, Journal of Management,
Vol. 29, No: 3, Ireland, 2003,
|