Bir İşkolikle Asla

0
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Bir İşkolikle Asla

Gece yarısı telefonum acı acı çalıyor, telefon acı acı çalmaz biliyorum, normal normal çalıyor işte ama telefonu kapatınca anlıyorum acı acı çalan telefonun ne anlama geldiğini.

-Efendim Nazlı.
-Kesin beni aldatıyor.
-Ne oldu? Dur, ağlamadan anlat.
-Yaaa, Huriye, Burak kesin beni aldatıyor.
-Bunu da nereden çıkardın?
-Sürekli çalışıyor, ne zaman arasam toplantıda, bu akşam yemeğe çıkacaktık, hazırlandım, gelip beni alacaktı son anda yok raporu yetiştirememiş, yarın önemli bir sunumu varmış, hayır yaa.

Nazlı yine ağlamaya başladı. Nazlı da Burak de benim üniversiteden arkadaşlarım ve altı yıldır birlikteler, bu yaz nişanlandılar ve Eylül ayında düğünleri olacak-tı. Olacaktı diyorum, çünkü Nazlı galiba vazgeçti. Çünkü Burak onu aldatmıyor dahi olsa o bir işkolikle evlenmek istemiyor.  

Dün geceki konuşmamız nasıl mı devam etti, aktarayım:

-Gidip takip edelim, hadi gel benimle.
-Nazlı, boşa endişeleniyorsun, doğru söylüyordur aldattığını da nerden çıkardın, Burak öyle birşey yapmaz.
-Yaa bunu çok sık yapıyor, hep işleri var.
-Ama çok çalışıyor biliyorsun, yeni terfi etti.
-Hayır, o tam bir işkolik, haftasonu bile işe gidiyor. Ya da bunun tek açıklaması var, başka bir
kadın. Lütfen gel benimle, takip edelim. 

İşte konuşma böyle devam etti ve telefonu kapattığımda evden çıkmaya hazır bir dedektiftim artık. Ben Acıbadem’de oturuyorum, Burak Bahçeşehir’de. Allahım neydi günahım, ama arkadaş hatırı için çiğ tavuk yemeye hazır bendeniz düştüm yollara, Nazlı’yı Fenerbahçe’den aldım ve Bahçeşehir’e gittik. Tam iki saat Burak’ın evinin önünde nöbet tuttuk. Ne gelen var ne giden… Gece saat 2, “haydi gidelim” dedim Nazlı’ya, “ne görmeyi bekliyorsun anlamıyorum ki” dedim. Nazlı beni duymuyordu, bakışlarını sabitlemiş, kim bilir neler geçiyordu aklından, benim aklımda ise biran önce eve gidip uyumak vardı.

Nazlı bu defa da Burak’ın ofisine gitmeyi teklif etti. Bu sefer hedefimiz Levent. Burak’ın ofisinin ışığı yanıyordu ve akıl almaz bekleyiş bu kez plazanın önünde devam etti. Burak gece saat 03:10’da elinde bir yığın dosyayla tek başına ofisten çıktı, her şeyden habersiz. Nazlı aldatılmıyor olduğuna mı sevinsin yoksa bir işkolikle birlikte olduğuna mı üzülsün, hiçbir tepki vermedi, ertesi gün de gelinlik provasını iptal etti.

Burak için öncelik hep işi ve bu sebeple Nazlı’yı, ailesini, kendisini, sağlığını, özel hayatını ihmal ediyor, iş hayatı özel hayat dengesini yitirmiş durumda ve en kötüsü bunu kabul etmiyor, çok çalışması gerektiğine inanıyor. Böylece ikisi için daha iyi bir gelecek kurabilecek, ama kurabilecek mi?

Bu işkolik olma illeti yüzünden pek çok sorun ortaya çıkıyor. İlişkiler bozuluyor, evlilikler  parçalanıyor, kişi kendisine zaman ayıramadığı için hep bir şeylere geç kaldığını düşünüp strese giriyor, huzursuzluk, endişe, yorgunluk, bitkinlik, psikosomatik hastalıklar ortaya çıkıyor ve bu hastalıklar bir süre sonra kronikleşiyor.

Neden işkolik oluyoruz? İşimizi kaybetmemek, başarılı olmak, daha başarılı olmak için. En iyisini yapmak, işimizle takdir toplamak için. Bazen de mükemmeliyetçi olup “bir işin doğru yapılmasını istiyorsan kendin yapmalısın” mottosuna fazlaca kendimizi kaptırıp diğer insanlara güvenmediğimiz ve herşeyi tek başına yapmak istediğimiz, aşırı kontrolcü olduğumuz için. Bazılarımızın da yapacak başka bir işi olmuyor ya da gerçek hayattan kaçıyoruz, kendimizi tamamen işimize kaptırıyoruz, bunların her biri birer neden sayılabilir.

İş insan için elbette önemlidir; hayatlarımızın büyük bir bölümünü geçirdiğimiz, bize farklı bir kimlik kazandıran, verimli ve etkin olduğumuzda hele bir de huzurlu bir ortamda çalışıyorsak bizi mutlu eden ve tabi ki maddi kazanç sağladığımız, yaşamamız ve istediklerimizi yapabilmek için gerekli olan geliri elde ettiğimiz bir alan.

İş hayatında başarılı olabilmek için de çok çalışmamız, işimizi çok sevmemiz, kendimizi işimize adamamız gerekir, bu doğru. Zaman zaman daha çok çalışmamız da gerekebilir, iş bunu gerektirebilir, bu da doğru. Ancak dur durak bilmeden çalışıyor, iş dışında da bir hayatımızın olduğunu unutuyorsak, işkolik olma yolunda ilerliyoruz demektir. Çok çalışmak ayrı işkolik olmak ayrı. Kişi çok çalışabilir ama iş hayatı dışında kalan zamanlarını etkili değerlendirip, sevdiklerine ve kendisine zaman ayırabilir.

Belki de kariyer planımız hatalı, belki zamanımızı doğru yönetemiyoruz, planlama ve organizasyon yeteneğimizi geliştirmeliyiz belki de. İşlerimizi önceden planlamayı, bazı işleri başkalarına devretmeyi, hayır demeyi, bazen de boş  vermeyi (!) deneyebiliriz.

Biliyorum bu yazıyı okuyanlar arasında da işkolikler olacaktır. Yapmayın, kıymayın hayatlarınıza. Aileniz ve tüm sevdikleriniz için zaman ayırın, kendinizi ama içinizdeki gerçek kendinizi, özünüzü unutmayın bir köşede, ağlar, duymazsınız. Birgün herkes, herşey sizi terk ettiğinde yanınızda olacakları ihmal etmeyin. Sağlık da ihmale gelmiyor, ilk başlarda dayanır bünyeniz sanıyorsunuz, dayanıyor da, ama zamanla dayanamaz oluyor. Yeterli ve kaliteli uyku, dengeli beslenme ve düzenli spor yapmak çok önemli. Bu arada bir de tutkuyla b
ağlı olduğunuz bir uğraşınız olursa, ne bileyim yelken gibi, dalış yapmak gibi, tenis gibi, dağcılık gibi… Yaptığınız işten farklı, sizi mutlu eden bir uğraş… Hatta sevdiklerinizi de bu hobilerinize dahil edin, böylece bir taşla iki kuş vurmuş olun.

Ne olur durup bir düşünün, tek başınıza içinden çıkamıyorsanız profesyonel destek alın. Amerikan filmlerinde olur ya hani, grup terapisi yaparlar, işkolikler de yapmalı tıpkı alkolikler gibi. Burak’ı düşünelim bu grupta:

 Merhaba, ben Burak, ben bir işkoliğim,
 Hoş geldin Burak gibi.

İşkolikliğiyle tanınan bir başka arkadaşım da kırklı yaşlarının başında hayattan aslında ne beklediğini anladı, bi motorsiklet aldı dünyayı dolaşıyor. Tekne kullanmayı öğrendi, artık işe ayırdığı süreyi neredeyse yarıya indirdi. Gençleşti, hayat sevinci geri geldi, yüzü sürekli gülüyor. Yine çalışıyor, daha verimli ve etkin olduğunu söylüyor, hatta daha çok kazanıyor, eşine, çocuğuna ve tüm sevdiklerine ve hobilerine daha fazla zaman ayırabiliyor. Giyim zevki değişti, gittiği mekanlar, okuduğu kitaplar değişti, onu ne mutlu ediyorsa onu yapıyor artık. İlk başta ben de “orta yaş bunalımı mı acaba” diye takıldım ama o hayatın anlamını keşfetmiş bilge gibi gülümsedi: İşim yaşamımın amacı değilmiş, sadece onu daha anlamlı yaşayabilmek için bir araçmış, ben artık kendimi yaşıyorum dedi.

Onunla konuştuktan sonra yolda aklımdan bir sürü düşünce geçti, geldim bu yazıyı yazdım.

En başarılı olsam ne olacak, en çok kazanan ben olsam ne olacak, sevdiğim insanın yanında olamıyorsam, bebeğimin kokusunu alamıyorsam, annem hastaysa ve ben yanında değilsem, babamla balığa çıkamıyorsam, dostlarımla buluşamıyorsam, şöyle aklıma estiğinde uzaklara kaçamıyorsam, gönlümce bir tatile çıkamıyorsam yıllardır, yarınki işi düşünmeden bir konserde şarkılara eşlik edemiyorsam, okumak istediğim kitap 2 aydır kütüphanemde öylece duruyorsa, tenis raketim tozlandıysa, kızları toplayıp eski günlerdeki gibi pijama partisi yapamıyorsak artık, başarılı olsam ne olacak, en çok kazanan ben olsam ne olacak?

Kendinize, tüm sevdiklerinize ve yapmak istediğiniz herşeye zaman ayırabileceğiniz bir iş yaşamı dilerim.

06.09.2006
Huriye KURÇENLİ
Eğitmen

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

Leave A Reply